Akik, doğada en çok renk çeşidiyle karşımıza çıkan süs taşlarından biridir. Kırmızı, gri, beyaz, mavi, kahverengi ve yeşil tonlarında bulunur; bu renkler çoğu zaman iç içe geçmiş bantlar halinde dizilir ve her parçaya kendine özgü bir desen kazandırır. Katmanları kimi örneklerde yarı saydam, kimilerinde tamamen mattır. Adının Sicilya'daki Achates ırmağından geldiği, taşın ilk kez bu ırmağın kıyısında toplandığı anlatılır.
Akik, çok eski çağlardan beri yalnızca takı taşı olarak değil, süs eşyası ve muska olarak da kullanılmıştır. Yüzük, kolye, mühür ve küçük heykelcikler yapılmış; sertliği ve dayanıklılığı sayesinde aile içinde kuşaktan kuşağa aktarılan parçalar arasına girmiştir. Kadim kültürlerde uğursuzluğu uzak tuttuğuna inanılan koruyucu bir taş sayılmıştır.
Taş geleneğinde akik, sakinleştirici tarafı güçlü taşlardan kabul edilir ve iç dengeyi toparlamak isteyenlerin sıkça başvurduğu bir taştır. Renk ve desenine göre ayrılan türlerinin eskiden farklı amaçlar için kullanıldığı aktarılır. Halk inancında taşın en iyi tene değdiğinde çalıştığı, doğanın ve özellikle güneşin enerjisinin akik üzerinden bedene ulaştığı söylenir.
Akik taşının özellikleri
• Geleneksel olarak taşıyanı tehlikeden koruduğuna ve zor koşullarda yolunu bulmasına yardım ettiğine inanılır.
• Eski kaynaklarda uykuya dalmakta zorlananlara ve sindirim düzenini desteklemek isteyenlere önerilmiştir.
• Halk inancında olaylara serinkanlı bakmayı ve gerçeği olduğu gibi görmeyi kolaylaştırdığı söylenir.
• Güçlü ve eril bir enerji taşıdığı düşünülür; bu yönüyle canlılık ve bedensel dirençle ilişkilendirilmiştir.
• Kasılmış bölgeleri ısıttığına ve biriken gerginliği çözdüğüne inanılır.
• Taş geleneğinde fazla enerjiyi dışarı attığı kabul edilir, bu yüzden yoğun stres dönemlerinde tercih edilmiştir.
• Eski anlatılara göre insanlarla ilişki kurmayı ve yeni bir çevreye alışmayı kolaylaştırır.
• Cesaret veren bir taş sayılır; korkuların üzerine gitmekte destek olduğu düşünülür.
• Geçmişte düşünce berraklığını ve mantıklı akıl yürütmeyi güçlendirdiğine inanılırdı.
• Halk inancında bedeni güçlendirdiği ve lenf dolaşımını desteklediği söylenir.
• Kan basıncının, özellikle düşük seyrettiği durumlarda, dengede kalmasına katkı verdiğine inanılır.
• Yüzyıllardır nazara karşı takılmıştır; ilk göze çarpan taş olduğu için olumsuz etkiyi üzerine aldığı anlatılır.
• Sıcak ve canlı enerjisi sayesinde kötü günlerde olayların iyi tarafını görmeyi kolaylaştırdığı düşünülür.
• Cebinde akik taşıyan çocukların daha sakin kaldığına ve daha az tartışmaya girdiğine inanılır.
• Geleneksel olarak neşe ve iç huzur taşı sayılır.
Akik, yeryüzüne ait bereketi ve ayakları yere basan bir gücü simgeler. Ticaretle uğraşanların onu bel hizasının altında, örneğin cepte taşıması adettendir; yüzük biçiminde ise özgüveni belirgin biçimde artırdığı söylenir. Günlük hayatta istikrar, sükûnet ve güven duygusu arayanlar bu taşa daha çok yönelir. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.
Sertlik Derecesi: 6.5 - 7
Kimyasal Yapısı: SiO₂
Özgül Ağırlığı: 2.60 - 2.64
Çakralar: Kök, Sakral, Kalp
Bakım: Ilık su ve yumuşak fırçayla temizlenir, iyice kurulanır. Güneş ışığından zarar görmez.
Ametist, kuvarsın mor renkli çeşididir ve dünyanın en kolay tanınan süs taşlarından biridir. Rengi açık leylaktan neredeyse şarap moruna kadar uzanır; bu rengi kristal içindeki az miktarda demir verir. Adı Yunancadan gelir ve kabaca "sarhoş olmayan" anlamını taşır; eski anlatılarda taşın fazla şarabın etkisinden koruduğuna inanılırdı.
Birçok kıtada çıkarılır ve rengine, geldiği bölgeye göre farklı ticari adlarla anılır. Başlıca yatakları Brezilya, Uruguay, Bolivya, Arjantin, Rusya, Zambiya ve Namibya'dadır. Günlük kullanıma dayanacak kadar sağlam olduğundan yüzüklerde, kolye uçlarında, bilekliklerde ve dekoratif parçalarda yüzyıllardır tercih edilir. Uzun süre doğrudan güneş altında kalırsa mor rengin soluklaştığı bilinir, bu yüzden vitrin ve pencere önü sergilemesinde dikkat istenir.
Taş geleneğinde ametist hem canlandıran hem yatıştıran bir kristal sayılır. Güç verdiğine, keyfi ve iç huzuru desteklediğine inanıldığı için özellikle stresli ve yorucu ortamlarda gün boyu yanında taşınır. Halk inancında ametistli takının tene değmesi istenir; ham, işlenmemiş parçalar ise evde ya da çalışılan yerde bir köşeye konur. Taşın zaman zaman arındırılması gelenektendir: bir gün boyunca kuru toprağa gömmek ya da kısa süre temiz suda bekletmek en bilinen yöntemlerdir.
Ametist taşının özellikleri
• Eski inanışa göre çevredeki olumsuz etkilere karşı bir kalkan görevi görür.
• Gelenek, göz yorgunluğunu hafiflettiğini söyler.
• Geçmişte bedende biriken fazla elektrik yükünü dışarı attığına inanılırdı.
• Düşünce berraklığını ve zihin çevikliğini desteklediği kabul edilir.
• Taş geleneğinde kalbin ve dolaşım sisteminin dostu sayılır.
• Kanın doğal olarak arınmasına katkı verdiğine inanılır.
• Halk anlatılarında alerji şikâyeti olanlara önerilmiştir.
• İnanışa göre öfkeyi yatıştırır ve ani tepkileri dizginlemeye yardım eder.
• Gerginliği ve stresi yumuşatan bir etkisi olduğu düşünülür.
• Geleneksel olarak enerji verdiği ve harekete geçme isteğini artırdığı söylenir.
• İç huzur ve gönül dinginliği taşı sayılır.
• Her gün takıldığında nazardan ve başkalarının olumsuz enerjisinden koruduğuna inanılır.
• Ham parça halinde bulunduğu odanın ağır enerjisini emdiği, iyi enerjiyi ise geri verdiği aktarılır.
• Etkilerini karşılıklı güçlendirmek için geleneksel olarak pembe kuvarsla birlikte kullanılır.
Ametist, aklıselimi, ölçülü olmayı ve dinginliği simgeler. Günlük koşuşturmada sükûnet arayanlar, zorlayıcı ortamlarda çalışanlar ve yanında yumuşak, düzenli enerjili bir taş taşımak isteyenler bu taşı seçer. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.
Sertlik Derecesi: 7
Kimyasal Yapısı: SiO₂
Özgül Ağırlığı: 2.65
Çakralar: Üçüncü göz, Taç
Bakım: Ilık su ve yumuşak fırçayla temizlenir. Uzun süre doğrudan güneşte bırakmayın, rengi solar.
Kaplan gözü, kuvars grubundan gelen ve doğal taş geleneğinde uzun zamandır değer gören bir taştır. Koyu kahverengi zemini kesen altın sarısı ve bal rengi şeritleri vardır; cilalandığında ipeksi bir parlaklık kazanır ve taş çevrildikçe bu parlaklık ince bir ışık şeridi gibi yüzeyde kayar. Hareket eden bu ışık, kaplanın daralmış göz bebeğini andırdığı için taş bu adı almıştır.
En bilinen yatakları Avustralya, Güney Afrika Cumhuriyeti ve Myanmar'dadır. Ham madde çoğunlukla kuyumculukta kullanılır: yüzük, kolye ucu ve bileklik yapılır, genellikle gümüşe oturtulur; düz cilalanmış parçaları ise çoğu kişi cebinde taşır. Değerini ham maddenin kalitesi belirler, bu yüzden göze benzer görünen iki parçanın fiyatı belirgin biçimde farklı olabilir.
Taş geleneğinde kaplan gözü bağımsızlık ve iç denge taşı sayılır. Duyguları toparlamaya yardım ettiğine, düşünceleri yatıştırdığına ve zor anlarda serinkanlılığı korumayı kolaylaştırdığına inanılır. Eski inanışa göre en çok uykudan önce sakinleşmek isteyenlere ve gündelik kararlar için cesaret toplayanlara iyi gelir, bu yüzden bedene yakın taşınması adettir.
Kaplan gözü taşının özellikleri
• Geleneksel olarak solunum yolu şikâyeti olanlara önerilmiştir.
• Halk inancında sindirime, dalağın ve pankreasın çalışmasına iyi geldiği söylenir.
• Cesaret verdiği ve yolunu kaybetmiş hissedildiğinde hedefi hatırlattığı düşünülür.
• Taş geleneğinde karşılıklı güveni pekiştirdiği için sevilen birine güzel bir armağan sayılır.
• Ruh halini dengelediği ve inatçılığı yumuşattığı, böylece durumu sakin değerlendirmeyi kolaylaştırdığı kabul edilir.
• Güç ve sebatla ilişkilendirilir; engellere rağmen kararlılığı beslediği söylenir.
• Hayatında büyük değişiklikler planlayanlara destek olduğuna inanılır.
• Eski anlatılara göre huzursuz rüyalardan gece uyanan çocuklara iyi gelir.
• Geçmişte nazara karşı muska olarak takılırdı.
• Kendi ayakları üzerinde durmayı desteklediği ve başkalarının görüşüne aşırı bağımlılığı azalttığı düşünülür.
• Geleneksel olarak uykusuzlukta ve zihni susturmakta zorlanıldığında tercih edilmiştir.
• Sinir gerginliğini yatıştırdığına ve gevşeme hissi verdiğine inanılır.
• Halk inancında her gün takan kişiye hafiflik ve atılganlık kattığı söylenir.
Kaplan gözü cesareti, kendi ayakları üzerinde durmayı ve iç dengeden gelen sükûneti simgeler. Genellikle özgüvenini güçlendirmek, duygularını toparlamak ve zorlu işlerde sebatını korumak isteyenler bu taşı seçer. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.
Sertlik Derecesi: 7
Kimyasal Yapısı: SiO₂
Özgül Ağırlığı: 2.58 - 2.64
Çakralar: Sakral, Güneş sinir ağı
Bakım: Ilık su ve yumuşak fırçayla temizlenir, iyice kurulanır. Güneş ışığından zarar görmez.
Obsidyen, akkor haldeki lavın kristal yapı geliştiremeyecek kadar hızlı soğumasıyla oluşan doğal bir volkanik camdır. Volkanik kökenli arazilerde, çoğunlukla eski krater çevrelerinde ve donmuş lav akıntılarının yakınında bulunur. Anadolu, obsidyenin tarih öncesi çağlardan beri çıkarıldığı ve uzak mesafelere taşındığı bölgelerin başında gelir.
Camsı ve güçlü bir parlaklığı vardır; siyah, kahverengi ve yeşil tonlarında görülür. En bilinen çeşidi kar obsidyeni denen, koyu zemin üzerinde açık benekler taşıyan türdür. Kristal yapısı olmadığı için kırıldığında ince ve son derece keskin kenarlar oluşturur; bu yüzden eskiden ok uçları ve kesici aletler bu taştan yapılırdı.
Eski taş geleneğinde obsidyen güçlü biçimde topraklandıran bir taş sayılır. İç dinginliği geri kazandırmaya yardım ettiği, aynı zamanda insanı kendine dürüstçe bakmaya yönelttiği düşünülür. Koruyucu bir muska olarak takılır ya da sessizlik anlarında avuçta tutulur.
Obsidyen taşının özellikleri
• Geleneksel olarak öfkeyi ve bastırılmış kızgınlığı boşaltmaya yardım eden bir taş kabul edilir.
• İnanışa göre kendi içine bakmakta zorlananlara destek olur ve kişinin korkularını adlandırmasını kolaylaştırır.
• Zorlayıcı düşünce ve duyguları görünür kıldığı, böylece onları geride bırakmayı kolaylaştırdığı düşünülür.
• Dönmek istenmeyen anıların bırakılmasına yardım ettiği söylenir.
• Halk inancında keyfi ve harekete geçme isteğini geri getirdiği aktarılır.
• Gelenek, kişinin iç ışığını ve güçlü yanlarını görünür kıldığını söyler.
• Gerçek taşı sayılır; zor konuşmalar dahil, insana hem kendisine hem başkalarına karşı içtenlik kazandırdığına inanılır.
• Eski anlatılara göre bedende biriken gerilimi boşaltmaya yardım eder.
• Geçmişte, özellikle yolculukta, nazara karşı takılırdı.
• Çevrenin olumsuz enerjisine karşı bir kalkan görevi gördüğü düşünülür.
• Zor kararlar verirken cesaret verdiğine inanılır.
• Geçmişte kalan meseleleri kapatmaya yardım eden bir taş sayılır.
• Kişiyi kendi gölgesiyle yüzleştirdiği için ölçülü kullanılması öğütlenir.
Obsidyen içtenliği, korunmayı ve gerçeğe gözünü kırpmadan bakma cesaretini simgeler. Özellikle duygularını toparlamak, geçmişi uğurlamak ya da gündelik hayatta kendini daha sağlam hissetmek isteyenler bu taşa yönelir. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.
Sertlik Derecesi: 5 - 5.5
Kimyasal Yapısı: SiO₂ (volkanik cam)
Özgül Ağırlığı: 2.35 - 2.60
Çakralar: Kök
Bakım: Ilık su ve yumuşak fırçayla temizlenir, iyice kurulanır. Güneş ışığından zarar görmez.
Sitrin, kuvarsın açık sarıdan bal rengi altına, oradan sıcak ve hafif kahverengimsi bir tona kadar uzanan çeşididir. Kristalleri saydam ya da hafif sütlü olabilir; güneşi andıran rengi yüzyıllardır takıda kullanılmasını ve iç mekânlarda süs olarak sergilenmesini sağlamıştır. Adının Fransızca limon anlamındaki kelimeden geldiği kabul edilir.
Piyasada sitrin, kendisinden çok daha pahalı bir mineral olan topazla karıştırılır. Topazın sarımsı ve turuncu çeşitleri benzer renkte olduğu için eskiden iki ad birbirinin yerine kullanılırdı. Oysa bunlar iki ayrı mineraldir; sitrin kuvars ailesindendir. Doğal sitrin görece seyrek bulunur, piyasadaki taşların bir kısmı ısıyla renklendirilmiş ametisttir. Uzun süre güneşte bırakılırsa rengin soluklaştığı bilinir.
Gelenek bu taşa güneş ışığıyla ilişkilendirilen sıcak ve canlandırıcı bir enerji atfeder. Özgüven verdiğine ve neşeli bir bakış açısını korumaya yardım ettiğine inanılır. Tüccar taşı diye anılır, çünkü eskiden işlerin yolunda gitmesi umuduyla kasaya konurdu.
Sitrin taşının özellikleri
• Taşıyan kişinin hayatına neşe ve hoşnutluk kattığına inanılır.
• Geleneksel olarak başarı ve başlanan işlerin iyi bitmesi taşı sayılır.
• Halk inancında kişiyi çökkünlüğe sürükleyen duygulardan sıyrılmaya yardım ettiği söylenir.
• Kendi değerini bilmeyi güçlendirdiği, kendi emeğini küçümseme eğilimini zayıflattığı düşünülür.
• Eski kaynaklarda sinirlilik anlarında ferahlık ve güven veren bir taş olarak önerilmiştir.
• Ametist gibi, bulunduğu odadaki istenmeyen enerjiyi dağıtmak için geleneksel olarak kullanılır.
• Taş geleneğinde kuvars kristalinden farklı olarak ağır enerjiyi biriktirmediği, bu yüzden seyrek arındırma gerektirdiği söylenir.
• Berrak düşünmeyi desteklediği ve gündelik işleri düzene sokmayı kolaylaştırdığı kabul edilir.
• Boyunda, sivri ucu aşağı bakacak biçimde takıldığında güç ve iç dayanak duygusu verdiği anlatılır.
• Geçmişte bolluk ve para işlerinde uğurla ilişkilendirilmiştir.
• Masaj yağına katıldığında dolaşımı canlandırdığına ve karışımın cilde işlemesini kolaylaştırdığına inanılırdı.
• Eski kaynaklara göre böbreklere, akciğerlere ve sindirim sistemine iyi gelir.
• Kalbin çalışmasını desteklediğine inanılır.
Sitrin sıcaklığı, iyimserliği ve bolluğu simgeler. Özgüvenini güçlendirmek, keyfini korumak ya da iş ve para konularında şansı yanına çekmek isteyenler bu taşı seçer. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.
Sertlik Derecesi: 7
Kimyasal Yapısı: SiO₂
Özgül Ağırlığı: 2.65
Çakralar: Sakral, Güneş sinir ağı
Bakım: Ilık su ve yumuşak fırçayla temizlenir. Uzun süre doğrudan güneşte bırakmayın, rengi solar.
Topaz, en eskiden beri bilinen değerli taşlardan biridir ve taş geleneğinde etkisi güçlü kabul edilen bir mineraldir. Geniş bir renk yelpazesi vardır: beyaz, gri, mavi, sarı, turuncu, kahverengi ve kırmızı olabilir; tamamen renksiz örneklerine de rastlanır. Sertliği yüksek olduğu için günlük kullanıma iyi dayanır ve yüzyıllardır koruyucu bir taş olarak, özellikle salgın ve savaş dönemlerinde takılmıştır.
Renksiz topaz elmasla karıştırılır, oysa ondan belirgin biçimde daha yumuşaktır ve ışığı farklı kırar. Rengi her zaman kalıcı değildir, güneş altında solabilir; Sibirya kökenli kahverengi örneklerin zamanla beyazladığı bilinir. On sekizinci yüzyılda Brezilya topazının hafif ısıtıldığında pembeye döndüğü keşfedilmiş ve bu yöntem hızla yaygınlaşmıştır. Uzun prizmatik, saydam kristalleri parlaklığıyla dikkat çektiği için kuyumculukta çok sevilir. En değerli sayılanlar sarı ve turuncu olanlarıdır; takıda en yaygın olanı mavidir ve en nitelikli parçalar bugün Brezilya'da çıkarılır.
Eski inanışlar topaza aydınlık ve düzenleyici bir enerji atfeder. Genellikle bedene yakın, yüzük, küpe ya da kolye ucu olarak takılır; gündelik zorluklarda içe ferahlık verdiği ve neşeli kalmaya yardım ettiği düşünülür. Evde dekoratif bir kristal olarak da bulundurulur, çevresine dinginlik ve bereket getirdiğine inanılır.
Topaz taşının özellikleri
• Beden ve zihin dengesini geri kazanmaya yardım ettiğine, tazelenme hissi verdiğine inanılır.
• Halk inancında saydam çeşitlerinin manevi gelişimi desteklediği söylenir.
• Eski kaynaklarda gözü kollayan bir taş olarak anılmıştır.
• Geçmişte hastalıktan koruyan bir tılsım olarak takılırdı.
• Düşünceleri berraklaştırdığına ve düzenli akıl yürütmeyi kolaylaştırdığına inanılırdı.
• Hızlı karar gerektiren ani durumlarda serinkanlılığı güçlendirdiği söylenir.
• İnanışa göre sezgiyi geliştirir ve düşünmeye vakit kalmadığında çözümü akla getirir.
• Baskıyla karşılaşanlara cesaret verdiği düşünülür.
• Geleneksel olarak nazara ve haksızlığa karşı koruyucu sayılırdı.
• Yetenekleri ve doğal becerileri geliştirmeye katkı verdiğine inanılır.
• Halk hekimliğinde bedenin direncini artırmakla ilişkilendirilmiştir.
• Güçsüz düşenlere ve iyileşme sürecinde olanlara kuvvet verdiği söylenirdi.
• Mavi çeşidine bolluk ve varlık çektiği atfedilir.
• Düşünceyi açıkça ifade etmeye ve zor konuşmalarda sakin kalmaya yardım ettiğine de inanılırdı.
Topaz zihin açıklığını, iç gücü ve kişinin kendine karşı dürüstlüğünü simgeler. Genellikle gerçeğe serinkanlı bakmayı önemseyenler ve içindeki cesaretle dinginliği birlikte güçlendirmek isteyenler bu taşı seçer. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.
Sertlik Derecesi: 8
Kimyasal Yapısı: Al₂SiO₄(F,OH)₂
Özgül Ağırlığı: 3.49 - 3.57
Çakralar: Güneş sinir ağı, Boğaz
Bakım: Ilık su ve yumuşak fırçayla temizlenir. Uzun süre doğrudan güneşte bırakmayın, rengi solar.
Turkuaz, gök mavisinden canlı yeşile uzanan tonlarda, ışık geçirmeyen bir taştır. Kimi parçalar tek renk, kimileri altın sarısı, kahverengi ya da siyah ince damarlarla örülüdür; bu yüzden her örnek biraz farklı görünür. Adı Fransızcadan gelir ve kabaca Türk taşı anlamını taşır, çünkü Avrupa'ya ilk partiler Türkiye üzerinden ulaşmıştır.
Turkuaz bakır içeren sulu bir fosfat mineralidir; kuvars ailesiyle akrabalığı yoktur. Sertliği düşük ve yapısı gözeneklidir, yani suyu emer ve emdiği suyla birlikte çatlayabilir, rengi kimyasallardan ve uzun güneşten etkilenir. Bu nedenle takıda dikkatli kullanılması, parfüm ve deterjandan uzak tutulması, kesinlikle suda bekletilmemesi gerekir. Kuyumculukta Eski Mısır'dan beri kullanılmış; daha sonra İran'da, Tibet'te ve gümüşe oturtan Kuzey Amerika yerlileri arasında değer görmüştür. Doğal turkuaz seyrek ve pahalı olduğundan piyasada çok sayıda taklit ve boyanmış taş bulunur; uzmanların bile ayırt etmekte zorlandığı olur, bu yüzden alırken parçanın kaynağını sormak yerinde olur.
Taş geleneğinde turkuaza dinginlik ve gönül ferahlığı enerjisi atfedilir. Huzursuzluğu yatıştırdığına ve güç verdiğine inanılır. Genellikle tene yakın bir takı olarak taşınır; eski kaynaklar etkisini artırdığına inanılan gümüş yuvayı önerir.
Turkuaz taşının özellikleri
• Huzursuzluğu hafiflettiğine ve sinir gerginliğini boşaltmaya yardım ettiğine inanılır.
• Geleneksel olarak yas tutanlara ferahlık vermesi için önerilmiştir.
• Halk inancında ani bir sarsıntının ardından dengeye dönmeyi kolaylaştırdığı söylenir.
• Eski kaynaklara göre taşıyan kişinin yaşam gücünü kuvvetlendirir.
• Bilgelik taşı sayılır; sakin ve ölçülü düşünmeyi desteklediğine inanılır.
• Birçok kültürde nazara karşı muska olarak takılmıştır.
• Sindirim şikâyetlerinde eskiden kemer tokası ya da bileklik biçiminde taşınırdı.
• Taş geleneğinde kan basıncının dengede kalmasıyla ilişkilendirilir.
• Kalbin ve dolaşım sisteminin çalışmasını desteklediğine inanılır.
• Uzlaşma taşı sayılır; insanlar arasındaki gerginliği yumuşattığı söylenir.
• Gelenek, kendi ihtiyaçlarını içtenlikle anlatmayı kolaylaştırdığını aktarır.
• Yolcular eskiden kazadan koruduğuna inanarak bu taşı yanlarında götürürdü.
• Eski inanışa göre aşırı yüklenilen dönemlerde toparlanmaya yardım eder.
Turkuaz barışı, iç dengeyi ve korunmayı simgeler. Sükûnet arayanlar, zor bir dönemin ardından toparlananlar ve tarihi çok eskiye uzanan bir taşı sevenler ona yönelir; yumuşak bir taş olduğu için özenli kullanım ister. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.
Sertlik Derecesi: 5 - 6
Kimyasal Yapısı: CuAl₆(PO₄)₄(OH)₈·5H₂O
Özgül Ağırlığı: 2.31 - 2.84
Çakralar: Boğaz, Kalp, Üçüncü göz
Bakım: Suya sokmayın, gözeneklidir. Yumuşak kuru bezle silin ve doğrudan güneşten uzak tutun.
Yeşim, en çok derin ve doygun yeşiliyle tanınan bir süs taşıdır. Sarı, beyaz, kahverengi ve siyah tonlarında da bulunur; kırmızı beneklerle kaplı çeşitleri de vardır. Adının kökeni İspanyolcada bel taşı anlamına gelen ifadeye dayanır, çünkü eskiden böbrek şikâyetlerinde rahatlık verdiğine inanılırdı.
Yeşim aslında birbirine benzeyen iki ayrı mineralin ortak adıdır ve ikisi de sıkı, lifli yapıları sayesinde darbeye şaşırtıcı derecede dayanıklıdır. Bu dayanıklılık nedeniyle Çin'de, Orta Amerika'da ve Yeni Zelanda'da binlerce yıldır yalnızca takı değil, tören eşyası, muska ve el aleti yapımında da kullanılmıştır. İnce oyulabildiği için usta işi figürlerin gözde malzemesi olmuştur.
Taş geleneğinde yeşime yumuşak ve dengeleyici bir enerji atfedilir. Bu yüzden bedene yakın taşınır: kolyede ya da yüzükte; düz cilalanmış küçük bir parça avuç içinde tutulur.
Yeşim taşının özellikleri
• Aşırı yükselen duyguları dengelediğine ve ani tepkileri soğutmaya yardım ettiğine inanılır.
• Avuçta tutulduğunda ısınır; gelenek bunda rahatlamanın basit bir yolunu görür.
• Halk inancında korku ve huzursuzluk anlarında sükûnet ve özgüven verdiği söylenir.
• Kalp hizasına konduğunda güçsüzlük ve yorgunluk anlarında ferahlık getirdiğine inanılırdı.
• Eski kaynaklarda cesaret, sağduyu ve adalet duygusu taşı olarak anılır.
• Başarı sonrası oluşan üstünlük duygusundan koruduğu söylenir.
• Duyguya kapılmamaya ve meselelere daha berrak bakmaya yardım ettiğine inanılır.
• Geleneksel olarak yoğun dikkat isteyen işler için önerilmiştir.
• Geçmişte diş şikâyetlerinde başvurulan taşlardandı.
• Bedeni gereksiz olandan arındıran bir taş sayılır.
• Kendisine atfedilen sakin enerji nedeniyle her gün takılmaya uygun bulunur.
• Geleneğe göre özellikle konuşmacılara, öğretmenlere ve eğitim verenlere iyi gelir.
• Uzun ömür ve iyi şans dilemek için sevilen birine armağan edilmesi eski bir adettir.
Yeşim dinginliği, iç dengeyi ve kişinin hem kendine hem başkalarına karşı dürüstlüğünü simgeler. En çok duygularını yatıştırmak, serinkanlılığını korumak ve odaklanarak çalışmak isteyenler bu taşı taşır. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.
Sertlik Derecesi: 6 - 7
Kimyasal Yapısı: NaAlSi₂O₆ / Ca₂(Mg,Fe)₅Si₈O₂₂(OH)₂
Özgül Ağırlığı: 2.90 - 3.38
Çakralar: Kalp
Bakım: Ilık su ve yumuşak fırçayla temizlenir, iyice kurulanır. Güneş ışığından zarar görmez.

