Oğlak Burcu Taşları ve Uğurlu Taşlar

Hırs, bu taşların anlatılarında eski bir temadır. On altıncı yüzyıl bilgini Girolamo Cardano akiki zenginlik edinmeye yararlı bulmuştu, günümüzün kristal kitapları kaplan gözünü bir işe yeni başlayanlara önerir, yakut ise bir zamanlar rütbenin ve sarsılmaz kararlılığın işaretiydi. Sertleşmesi milyonlarca yıl süren bir reçine olan kehribar bile Oğlak gibi bir toprak burcuna yakışır: hayatını sabırla, adım adım kuran, hak ettiği saygıyı isteyen ve sonucu görmek için zaman tanımayı bilen bir burç.

Para kararlarınız ve hesaplı riskleriniz için kaplan gözü doğru taştır; kristal rehberleri onu, geri dönüşü olmayan bir adımda pratik sağduyuyla ilişkilendirir. Sıcak ve hafif kehribarın yavaş ve sıkıcı ilerleyişe katlanmayı kolaylaştırdığı söylenir; uzak geçmişi içinde sakladığı için sık sık hafızayla da ilişkilendirilir, geride ne bırakacağınızı düşünüyorsanız yerinde bir fikir. Taşlara dair eski kitaplar akikin cesur bir yürek verdiğini söyler, bu da uzun uğraşın yıprattığı cesarete yarar; ametistin ise büyük bir kararın bir gecede olgunlaşmasına yardım ettiğine inanılır. Bir hedefe sonunda ulaştığınızda bunu yakutla kutlayın; kristal anlatılarına göre yakut, kendinize tatma ve paylaşma izni verdiğiniz sevincin taşıdır. Oğlak'ın klasik taşı granat, sebatın koyu kırmızısıdır: on üçüncü yüzyıldan kalma bir risaleye göre üzerine aslan oyulmuş granat taşıyanı yolculuğun tehlikelerinden korur; modern taş geleneği ise onu enerjiyle ve uzak bir hedefe doğru çalışmayı sürdürmek için gereken dayanma gücüyle ilişkilendirir.

Akik

Oğlak'ın yükselişi sakin ve gösterişsizdir; başarı geç fark edilir, ardından gelen bakışların hepsi de dostça olmaz. Eski gelenek buna akikle karşılık verir, çünkü bu taş yüzyıllardır nazara karşı taşınır: belirgin bantları gözü önce kendine çeker ve olumsuz etkiyi takan yerine onun üstlendiğine inanılırdı. Küçük bir parçayı minik bir keseye koyup iş çantanızın askısına iliştirin; bakış size varmadan önce ona takılsın.

Akik, doğada en çok renk çeşidiyle karşımıza çıkan süs taşlarından biridir. Kırmızı, gri, beyaz, mavi, kahverengi ve yeşil tonlarında bulunur; bu renkler çoğu zaman iç içe geçmiş bantlar halinde dizilir ve her parçaya kendine özgü bir desen kazandırır. Katmanları kimi örneklerde yarı saydam, kimilerinde tamamen mattır. Adı geleneksel olarak Sicilya'daki Achates ırmağına bağlanır; Plinius, taşın ilk kez bu ırmağın yakınlarında bulunduğunu yazar.

Akik, çok eski çağlardan beri yalnızca takı taşı olarak değil, süs eşyası ve muska olarak da kullanılmıştır. Yüzük, kolye, mühür ve küçük heykelcikler yapılmış; sert ve dayanıklı olduğu için eski parçaların çoğu günümüze iyi durumda ulaşmıştır. Kadim kültürlerde uğursuzluğu uzak tuttuğuna inanılan koruyucu bir taş sayılmıştır.

Taş geleneğinde akik, sakinleştirici tarafı güçlü taşlardan kabul edilir ve iç dengeyi toparlamak isteyenlerin sıkça başvurduğu bir taştır. Renk ve desenine göre ayrılan türlerinin eskiden farklı amaçlar için kullanıldığı aktarılır. Plinius adlandırılmış çok sayıda türünü sayar; Albertus Magnus'a atfedilen on altıncı yüzyıl tarihli bir sırlar kitabı ise siyah üzerine beyaz damarlı ya da bütünüyle beyaz akikleri öne çıkarır.

Akik taşının özellikleri

• Geleneksel olarak taşıyanı tehlikeden koruduğuna ve zor koşullarda yolunu bulmasına yardım ettiğine inanılır.

• Eski Avrupa geleneğinde akik, hoş rüyalar ve huzurlu bir geceyle ilişkilendirilir.

• Modern kristal geleneğinde olaylara serinkanlı bakmayı ve gerçeği olduğu gibi görmeyi kolaylaştırdığı söylenir.

• Rönesans dönemi taş yazarı Camillo Leonardi, akiklerin sahiplerine zafer ve güç verdiğini söyler.

• Yorucu bir günün sonunda sıcaklık ve rahatlık hissi verdiğine, biriken gerginliğin gevşemesine yardım ettiğine inanılır.

• Günümüz kristal rehberlerine göre fazla enerjiyi dışarı attığı söylenir; bu yüzden yoğun dönemlerde ona başvuranlar olur.

• Halk inancında insanlarla ilişki kurmayı ve yeni bir çevreye alışmayı kolaylaştırdığı söylenir.

• Cesaret veren bir taş sayılır; korkuların üzerine gitmekte destek olduğu düşünülür.

• Kristal rehberlerine göre düşünce berraklığını ve bir sorunu adım adım mantıkla çözme becerisini güçlendirir.

• On birinci yüzyılda Rennes Piskoposu Marbode, akiklerin sahibini sevimli ve ikna edici kıldığını yazmıştır.

• Plinius, Pers büyücülerinin fırtınaların önünü almak için akik yaktığını aktarır.

• Yüzyıllardır nazara karşı takılmıştır; ilk göze çarpan taş olduğu için olumsuz etkiyi üzerine aldığı anlatılır.

• Sıcak ve canlı enerjisi sayesinde kötü günlerde olayların iyi tarafını görmeyi kolaylaştırdığı düşünülür.

• Eski Mısırlıların kıyıdan topladıkları bantlı akikleri tılsım olarak kullandığı aktarılır.

• Çağdaş kristal anlayışında neşe ve iç huzur veren taşlar arasında sayılır.

Akik, yeryüzüne ait bereketi ve ayakları yere basan bir gücü simgeler. On altıncı yüzyıl bilgini Girolamo Cardano, akiklerin sahiplerini ölçülü ve temkinli kıldığını, bu yüzden servet edinmek için yararlı olduğunu savunmuştur. Günlük hayatta istikrar, sükûnet ve güven duygusu arayanlar bu taşa daha çok yönelir. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.

Sertlik Derecesi: 6.5 - 7

Kimyasal Yapısı: SiO₂

Özgül Ağırlığı: 2.60 - 2.64

Çakralar: Kök, Sakral, Kalp

Bakım: Ilık su ve yumuşak fırçayla temizlenir, iyice kurulanır. Boyanmamış akik ışığa dayanıklıdır; boyalı akik güçlü güneşte solabilir, aseton ya da alkol gibi çözücülerle rengini kaybedebilir.

Ametist

Dıştan bakınca bir jeod sade, gri bir kayadan ibarettir; mor kristaller ancak ikiye bölününce görünür, Oğlak'ın dünyaya kendini göstermesi de biraz böyledir. Kilise geleneği ametisti ayıklık ve alçakgönüllü dindarlıkla ilişkilendirir; piskopos yüzüklerinde bu kadar sık görülmesinin bir nedeni de budur. Masanıza küçük bir jeodun yarısını, pürüzlü kabuğu odaya, kristaller size dönük olacak biçimde yerleştirin; parıltı özel bir mesele olarak kalsın.

Ametist, kuvarsın mor renkli çeşididir ve dünyanın en kolay tanınan süs taşlarından biridir. Rengi açık leylaktan neredeyse şarap moruna kadar uzanır; bu rengi kristal içindeki az miktarda demir verir. Adı Yunancadan gelir ve kabaca "sarhoş olmayan" anlamını taşır; eski anlatılarda taşın fazla şarabın etkisinden koruduğuna inanılırdı.

Birçok kıtada çıkarılır ve rengine, geldiği bölgeye göre farklı ticari adlarla anılır. Başlıca yatakları Brezilya, Uruguay, Bolivya, Arjantin, Rusya, Zambiya ve Namibya'dadır. Günlük kullanıma dayanacak kadar sağlam olduğundan yüzüklerde, kolye uçlarında, bilekliklerde ve dekoratif parçalarda yüzyıllardır tercih edilir. Uzun süre doğrudan güneş altında kalırsa mor rengin soluklaştığı bilinir, bu yüzden vitrin ve pencere önü sergilemesinde dikkat istenir.

Taş geleneğinde ametist hem canlandıran hem yatıştıran bir kristal sayılır. Güç verdiğine, keyfi ve iç huzuru desteklediğine inanıldığı için özellikle stresli ve yorucu ortamlarda gün boyu yanında taşınır. Halk inancında ametistli takının tene değmesi istenir; ham, işlenmemiş parçalar ise evde ya da çalışılan yerde bir köşeye konur. Taşın zaman zaman arındırılması gelenektendir: bir gün boyunca kuru toprağa gömmek ya da kısa süre temiz suda bekletmek en bilinen yöntemlerdir.

Ametist taşının özellikleri

• Eski inanışa göre çevredeki olumsuz etkilere karşı bir kalkan görevi görür.

• Modern kristal geleneğinde günün sonunda huzursuz zihni dinginleştirdiği söylenir.

• Ayıklık taşı olarak eski şöhretinden yola çıkan kristal geleneği, bıkılan bir alışkanlığı bırakmaya çalışanlara destek olduğunu söyler.

• Düşünce berraklığını ve zihin çevikliğini desteklediği kabul edilir.

• İbranice adı, taşın rüya ve görü getirdiğine dair eski bir inanışı düşündürür.

• Modern kristal geleneği onu bir sezgi taşı sayar; başkaları hakkındaki ilk sezgiyi keskinleştirdiği düşünülür.

• Eski bir Arapça rüya yorumu kitabı, rüyada ametist görmeyi zarardan kurtulmak diye yorumlar.

• İnanışa göre öfkeyi yatıştırır ve ani tepkileri dizginlemeye yardım eder.

• Gerginliği ve stresi yumuşatan bir etkisi olduğu düşünülür.

• Geleneksel olarak enerji verdiği ve harekete geçme isteğini artırdığı söylenir.

• İç huzur ve gönül dinginliği taşı sayılır.

• Her gün takıldığında nazardan ve başkalarının olumsuz enerjisinden koruduğuna inanılır.

• Ham parça halinde bulunduğu odanın ağır enerjisini emdiği, iyi enerjiyi ise geri verdiği aktarılır.

• Kristal uygulamalarında etkilerini karşılıklı güçlendirmek için sıklıkla pembe kuvarsla birlikte kullanılır.

Ametist, aklıselimi, ölçülü olmayı ve dinginliği simgeler. Günlük koşuşturmada sükûnet arayanlar, zorlayıcı ortamlarda çalışanlar ve yanında yumuşak, düzenli enerjili bir taş taşımak isteyenler bu taşı seçer. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.

Sertlik Derecesi: 7

Kimyasal Yapısı: SiO₂

Özgül Ağırlığı: 2.65

Çakralar: Üçüncü göz, Taç

Bakım: Ilık sabunlu su ve yumuşak fırçayla temizlenir. Bazı ametistler uzun süreli güçlü ışıkta solar, bu yüzden doğrudan güneşte bırakmayın; ısıdan, buhardan ve ani sıcaklık değişimlerinden de uzak tutun.

Granat (Lal)

Aylık birikiminizin girdiği kumbaraya, kavanoza ya da zarfa küçük, cilalı bir granat atın. Para Oğlak'a yavaş gelir ve kazanıldı mı çoğunlukla kalır; günümüz kristal geleneği bu taşı azim ve bereketle ilişkilendirir, ama bu geleneğin sözüdür, bir vaat değil. Taşın kattığı şey küçük bir ritüeldir: her para atışını artık kırmızı bir şey karşılar, asıl önemli olan ise alışkanlıktır.

Granat, halk arasında lal taşı olarak da bilinen, çok sayıda renk tonunda karşımıza çıkan bir değerli taştır. Saydam ve mat çeşitleri vardır. En bilineni kırmızı olanıdır; renk yelpazesi koyu kırmızıdan turuncuya, mordan leylak tonlarına kadar uzanır. Çoğunlukla yuvarlak ya da oval kesilir, böylece rengin derinliği daha iyi görünür.

Adı, büyük olasılıkla kristallerin nar tanelerine benzemesinden dolayı, nar anlamına gelen Latince granatum sözcüğüne dayanır. Granat aslında tek bir mineral değil, benzer yapıda ama farklı kimyasal bileşimde ve farklı renkte minerallerin oluşturduğu bir gruptur. Başlıca yatakları Brezilya, Kanada, Madagaskar, Avustralya, Hindistan, Amerika Birleşik Devletleri ve Çekya ile birkaç Afrika ülkesindedir. Kolye, bileklik, küpe ve yüzüklerde kullanılır; Roma'da oyma granatlı mühür yüzükleri belgeleri mühürlemek için kullanılırdı.

Modern kristal geleneğinde granat, biriken gerginliği harekete dönüştürmeye yardım eden bir taş kabul edilir. İnanışa göre zorlu bir dönemin ardından toparlanmaya destek olur, cesaret verir ve iç düzeni geri getirir. Özellikle Akrep ve Kova burcundan kişilere önerildiği aktarılır.

Granat taşının özellikleri

• Dikkati keskinleştirdiğine ve durumu serinkanlı değerlendirmeyi kolaylaştırdığına inanılır.

• On üçüncü yüzyıldan kalma bir inceleme, granata oyulmuş bir aslanın sahibini yolculuğun tehlikelerinden koruduğunu yazar.

• Taş geleneğinde canlılıkla ve yakın ilişkilerdeki atılganlıkla ilişkilendirilir.

• Ocak doğum taşı dizeleri, granat takanlara sebat, gerçek dostluk ve sadakat vaat eder.

• Kunz, granat gibi kırmızı taşların sahibini yaralanmaktan koruduğuna dair bir inanışı kaydeder.

• Hayal gücünü kışkırttığı ve yaratıcı düşünmeyi desteklediği düşünülür.

• Sevgiyi, şefkati ve merhameti simgeler.

• Ortaçağ din adamları granatı Mesih'in kanının ve fedakârlığının simgesi olarak değerli bulurdu.

• Eski Mısır firavunlarıyla birlikte, ölüm sonrası için granat kolyeler gömülürdü.

• Vedik astrolojide hessonit granat, dokuz mücevherden biri olan gomed'dir.

• Yahudi geleneğinde geceleri parlayan bir taş Nuh'un gemisini aydınlatırdı; bazı anlatılar ona, bir zamanlar kırmızı granatlara da verilen karbonkül adını verir.

• Dostların, yeniden buluşacaklarının işareti olarak granat takas ettiği anlatılırdı.

• Şiddetli öfke ve içi boşalmış hissi anlarında dinginliği geri getirdiği kabul edilir.

• Planlanan işleri düzenli yürütmeyi kolaylaştırdığı ve kişinin kendine inancını artırdığı söylenir.

• Günümüz kristal rehberleri onu sebat ve zor kazanılmış, istikrarlı bir bolluk ile ilişkilendirir.

Granat, canlılığı, sadakati ve zamana dayanmış duyguyu simgeler. Genellikle çalışma isteğini geri kazanmak, sevdiğiyle bağını güçlendirmek ya da yanında belirgin ve sıcak karakterli bir taş taşımak isteyenler bu taşı seçer. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.

Sertlik Derecesi: 6.5 - 7.5

Kimyasal Yapısı: (Ca,Mg,Fe,Mn)₃(Al,Fe,Cr)₂(SiO₄)₃

Özgül Ağırlığı: 3.4 - 4.3

Çakralar: Kök, Sakral

Bakım: Ilık sabunlu su ve yumuşak fırçayla temizlenir, iyice kurulanır. Buharlı temizleyiciden ve sert darbelerden kaçının. Granat ışığa ve çoğu kimyasala karşı kararlıdır.

Kaplan Gözü

Güvenilir olmanın bedeli var: Oğlak, ‘bunu ancak sen halledebilirsin’ sözünü çoğu kişiden sık duyar. Taş geleneği kaplan gözüne berrak bir kafa atfeder; gerçekte ne istendiğini görmeye yardım eden bir destek. Küçük, bombeli bir parçayı telefonunuzun yanına koyun; bir istek övgüye sarılı geldiğinde taşa bakıp önce iki sade soru sorun: Tam olarak ne isteniyor, ne zamana kadar? Yanıtlar çoğu zaman evet denip denmeyeceğini de belirler.

Kaplan gözü, kuvars grubundan gelen ve doğal taş geleneğinde uzun zamandır değer gören bir taştır. Koyu kahverengi zemini kesen altın sarısı ve bal rengi şeritleri vardır; cilalandığında ipeksi bir parlaklık kazanır ve taş çevrildikçe bu parlaklık ince bir ışık şeridi gibi yüzeyde kayar. Hareket eden bu ışık, kaplanın daralmış göz bebeğini andırdığı için taş bu adı almıştır.

En bilinen yatakları Avustralya, Güney Afrika Cumhuriyeti ve Myanmar'dadır. Ham madde çoğunlukla kuyumculukta kullanılır: yüzük, kolye ucu ve bileklik yapılır, genellikle gümüşe oturtulur; düz cilalanmış parçaları ise çoğu kişi cebinde taşır. Değerini ham maddenin kalitesi belirler, bu yüzden göze benzer görünen iki parçanın fiyatı belirgin biçimde farklı olabilir.

Taş geleneğinde kaplan gözü bağımsızlık ve iç denge taşı sayılır. Duyguları toparlamaya yardım ettiğine, düşünceleri yatıştırdığına ve zor anlarda serinkanlılığı korumayı kolaylaştırdığına inanılır. Kristal rehberlerine göre en çok sakinleşmek isteyenlere ve gündelik kararlar için cesaret toplayanlara iyi gelir, bu yüzden bedene yakın taşınması adettir.

Kaplan gözü taşının özellikleri

• Bazı yörelerde nazarı uzak tuttuğuna inanılır; göze benzeyen taşlar nazar inancıyla hep ilgi görmüştür.

• Modern kristal geleneğinde tanımadığı durumlarda topraklayıcı bir taş olarak taşınır.

• Cesaret verdiği ve yolunu kaybetmiş hissedildiğinde hedefi hatırlattığı düşünülür.

• Taş geleneğinde karşılıklı güveni pekiştirdiği için sevilen birine güzel bir armağan sayılır.

• Ruh halini dengelediği ve inatçılığı yumuşattığı, böylece durumu sakin değerlendirmeyi kolaylaştırdığı kabul edilir.

• Güç ve sebatla ilişkilendirilir; engellere rağmen kararlılığı beslediği söylenir.

• Hayatında büyük değişiklikler planlayanlara destek olduğuna inanılır.

• Günümüz kristal rehberlerine göre, bir işe başlayanlara ya da hesaplı bir risk alanlara önerilir.

• Doğuda, kedi gözü gibi hareketli ışık çizgili taşların şans getirdiğine inanılırdı.

• Kendi ayakları üzerinde durmayı desteklediği ve başkalarının görüşüne aşırı bağımlılığı azalttığı düşünülür.

• Çağdaş kristal anlayışında irade gücüyle ve kolay bir kestirmeye direnmekle ilişkilendirilir.

• Sinir gerginliğini yatıştırdığına ve gevşeme hissi verdiğine inanılır.

• Halk inancında her gün takan kişiye hafiflik ve atılganlık kattığı söylenir.

Kaplan gözü cesareti, kendi ayakları üzerinde durmayı ve iç dengeden gelen sükûneti simgeler. Genellikle özgüvenini güçlendirmek, duygularını toparlamak ve zorlu işlerde sebatını korumak isteyenler bu taşı seçer. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.

Sertlik Derecesi: 6.5 - 7

Kimyasal Yapısı: SiO₂

Özgül Ağırlığı: 2.58 - 2.64

Çakralar: Sakral, Güneş sinir ağı

Bakım: Ilık su ve yumuşak fırçayla temizlenir, iyice kurulanır. Rengi değiştirebilen güçlü ısıdan ve boyalı parçaları soldurabilen uzun, güçlü güneşten kaçının.

Kehribar

Günümüz kristal rehberleri kehribara sessiz bir ev işi verir: sıcaklık ve rahatlık taşıdır, herkesin paylaştığı bir odada durursa evin dingin ve yerleşik hissetmesine yardım ettiği söylenir. Oğlak'ın peşinden iş de eve kadar gelir; bu görev ona yakışır. Küçük bir parçayı oturma odasındaki rafa, doğrudan güneşten ve kaloriferden uzağa koyun ve o odayı işin dışarıda kaldığı yer sayın. Dizüstü bilgisayar çalışma odasında bekleyebilir.

Kehribar, eski iğne yapraklı ağaçların, özellikle çamların reçinesinin milyonlarca yıl boyunca toprakta ve deniz çökellerinde sertleşmesiyle oluşan organik bir malzemedir. Yarı saydamdır ve açık bal sarısından sıcak kahverengiye, oradan koyu kırmızıya kadar birçok tonda bulunur. Mineral değil fosilleşmiş reçine olduğu için çok yumuşaktır, kolay çizilir ve dikkatli kullanım ister. En bilinen yatakları Baltık kıyılarındadır ve Baltık kehribarı yüzyıllardır en çok takılan süs taşlarından biridir.

İçinde milyonlarca yıl önce reçineye yapışıp kalmış böcek ya da bitki parçaları bulunan örnekler ayrıca değerlidir; bu tür izler başka hiçbir taşta görülmez ve parçanın değerini belirgin biçimde yükseltir. Kehribar antik çağdan beri yalnızca takıda değil, tütsü ve vernik yapımında da kullanılmıştır. Sürtüldüğünde elektriklenir ve küçük parçacıkları kendine çeker; elektrik sözcüğü Yunanca kehribar adı elektrondan türemiştir. Gerçek kehribar yandığında çam reçinesini andıran bir koku bırakır; taklitleri ise plastikten, camdan ya da sentetik reçineden yapılır.

Şifa taşı geleneğinde kehribara sıcak ve yumuşak bir enerji atfedilir. Tenin ısısıyla hızla ısındığı için doğrudan bedene değdiğinde en iyi çalıştığına inanılır: kolye, bileklik ya da avuçta tutulan bir parça olarak. İnanışa göre gerginliği boşaltır, sakinleştirir ve neşeli bir bakış açısı kazandırır.

Kehribar taşının özellikleri

• Yunan söylencesinde kehribar, kardeşleri Phaethon için ağlayıp kavak ağacına dönüşen Heliadlar'ın gözyaşlarıdır.

• Plinius, Nikias'ın kehribarın batan güneşin ışınlarından oluştuğunu ve gelgitlerle kıyıya taşındığını savunduğunu aktarır.

• Kehribarın Taş Devri'nden beri tılsım olarak taşındığı düşünülür; Norveç mezar höyüklerinde oyma kehribar hayvanlar bulunmuştur.

• Homeros'un Odysseia'sı, güneş gibi parlayan kehribar boncuklarla bezeli altın bir kolyeyi anlatır.

• Modern kristal geleneğinde canlılık ve sıkıcı bir dönemin ardından yenilenmiş bir istekle ilişkilendirilir.

• Gündelik yükümlülüklerle iç huzur arasında denge kurmaya yardım ettiği düşünülür.

• Eski bir gezegen taşı listesinde kehribar Güneş'e aittir; bu, sıcak altın parıltısıyla uyumludur.

• Hayat ağırlaştığında ve sorumluluklar bunalttığında güç ve istek verdiği söylenir.

• Gündelik hayatın aydınlık taraflarını görmeyi kolaylaştırdığına ve neşe verdiğine inanılır.

• Sıcak ve şen enerjisinin yorgunluğu ve iç huzursuzluğu dağıttığı düşünülür.

• Doğrudan tene değdiğinde güven duygusunu pekiştirdiği, yorucu bir günden sonra dinginliği geri getirdiği aktarılır.

Kehribar sıcaklığı, yaşama sevincini ve doğanın dengeyi geri getiren sakin gücünü simgeler. Günlük koşuşturmada rahatlama arayanlar, sinir gerginliğini yumuşatmak isteyenler ya da bal rengini ve hafifliğini sevenler bu taşı tercih eder. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.

Sertlik Derecesi: 2 - 2.5

Kimyasal Yapısı: C₁₀H₁₆O

Özgül Ağırlığı: 1.05 - 1.10

Çakralar: Sakral, Güneş sinir ağı

Bakım: Yumuşak bir bezle ve hafif ılık sabunlu suyla nazikçe silin, hemen kurulayın. Çok yumuşaktır ve düşük sıcaklıkta yanar; parfümden, alkolden, temizlik ürünlerinden, ultrasonik temizleyicilerden, sıcaktan ve uzun süre güçlü ışıktan uzak tutun.

Yakut

Eski anlatılarda rütbe yakutun payıydı; ama Oğlak mevkisini törenlerle değil, gün gün çalışarak kazanır ve bu, her gün takılabilecek kadar sert bir mücevhere yakışır. Küçük, sade bir küpe ya da ince bir yüzük seçip sabah hazırlığınızın parçası yapın, tıpkı kol saati gibi sıradan bir alışkanlık olsun. Gösterişli parçayı ise bir hedefe ulaştığınız güne saklayın.

Yakut, en çok değer verilen değerli taşlardan biridir; Hindistan'da yüzyıllardır taşların hükümdarı diye anılır. Doğal taşlar arasında sertlik bakımından yalnızca elmasın gerisinde kalır; bu yüzden işlem görmemiş ya da yalnızca ısıl işlem görmüş yakutlar günlük kullanıma çok iyi dayanır. Kırmızının bütün tonlarında bulunur: açık pembeden ve morumsu kırmızıdan kahverengiye çalan koyu kırmızıya kadar. Bu karakteristik rengi, mineralin yapısındaki krom verir.

Ham halde sıradan görünebilir, ancak kesilip cilalandığında elmasla yarışan bir parlaklığa ulaşır. Kuyumculukta uzun zamandır kullanılır; en çok yüzük, kolye, küpe ve bilekliklerde yer alır ve takı sevenler onu koleksiyonlarının en değerli parçalarından sayar. Yakut teknoloji tarihine de geçmiştir: çalışan ilk lazer, bir yakut kristalinden yapılmıştır ve bu buluş mineralin adını kuyumculuk dünyasının dışına taşımıştır.

Taş geleneğinde yakuta ateşli ve canlandırıcı bir enerji atfedilir. Özgürlük ve içten bir dirilik duygusu verdiği; cesareti, öncülük yeteneğini ve yaşama sevincini desteklediği düşünülür. Koyu kırmızısının inanışa göre yaşam gücünü artırdığı, bedene yakın taşındığında özgüven verdiği ve duyguları açıkça söylemeyi kolaylaştırdığı söylenir.

Yakut taşının özellikleri

• Birmanyalı savaşçıların, deri altına bir yakut yerleştirerek yaralanmaz olacaklarına inandığı anlatılır.

• Hint geleneğine göre değerli bir yakut, sahibini düşmanları arasında bile korkusuz yaşatır, kötü talihi de uzak tutar.

• Erken modern dönem taş kitapları, gerçek yakutun yaklaşan talihsizliği haber vermek için karardığını bildirir.

• Taşıyan kişiyi hem kendine hem başkalarına karşı dürüst olmaya yönelttiği düşünülür.

• Başkalarının değerlendirmesine aldırmadan kendini rahatça ifade etmeyi kolaylaştırdığına inanılır.

• Özgüveni ve karar verirken cesareti güçlendirdiği kabul edilir.

• Modern taş geleneğinde öncülük, sebat ve tutarlılık taşı sayılır.

• Kendi sınırlarının ve alışılmış düşünce kalıplarının dışına çıkmaya yardım ettiği söylenir.

• İnanışa göre manevi gelişimi ve mutluluk duygusunu destekler.

• Kristal geleneğinde kişinin kendine yönelttiği pişmanlık ve sitemi hafiflettiği söylenir.

• Koşulsuz sevgiye ve derin bağlanmaya açtığı düşünülür.

• Taş geleneğinde başkalarına karşı anlayışı ve hoşgörüyü öğrettiği söylenir.

• Hindistan ve Çin'de soyluların zırhları ve kılıç kınları yakutla süslenirdi, yakutlar uğur için bina temellerinin altına konurdu.

• On dördüncü yüzyıldan kalma, John Mandeville'e atfedilen bir taş kitabı, değerli yakutun sahibine herkesle barış ve uyum vaat eder.

Yakut yaşam gücünü, cesareti ve duyguların içtenliğini simgeler. Öncelikle özgüvenini güçlendirmek, harekete geçme isteğini geri kazanmak ya da bağımsızlığını vurgulamak isteyenler bu taşı seçer. Hint astrolojisinde ise Güneş'in (Surya) taşı sayılır. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.

Sertlik Derecesi: 9

Kimyasal Yapısı: Al₂O₃

Özgül Ağırlığı: 3.97 - 4.05

Çakralar: Kök, Kalp

Bakım: Ilık sabunlu su ve yumuşak fırçayla temizlenir. Yakut ışığa ve ısıya dayanıklıdır; camla doldurulmuş ya da boyalı taşlar ise yalnızca nemli bezle silinir, asitten uzak tutulur.