Hiç yerinde durmayan bir zihne hangi taş yakışır? İkizler bir hava burcudur; sözü çabuktur, herkesi merak eder ve bir düzen oturduğu anda sıkılır. Ama aynı hız, projeleri yarıda, verilen sözleri de havada bırakabilir. Bu sayfadaki taşların çoğu o huzursuzluğu beslemek yerine ona karşılık verir. Kristal geleneği onları daha yavaş düşünmeye, daha net sınırlara ve daha sakin bir iç sese bağlar; tek istisna ise içinizdeki sohbet ustasına ayrılmış.
Düşünceleriniz aynı anda altı yöne koşuyorsa buradaki düşünme taşları akik ve turkuazdır. Akik bir sorunu adım adım çözmeye yardım eder diye bilinir; turkuaz ise acelesiz, tartılıp biçilmiş kararlarla bağdaştırılır. Her şeye evet demeye hazır olduğunuz günlerde obsidyeni yanınıza alın; günümüz kristal anlatılarına göre uzun bir nutuk çekmeden hayır demenizi kolaylaştırır. Aytaşı ile yeşim dengeleyici bir çifttir: biri içten gelen sessiz bir sezgiye güvenmekle, öteki parlak teoriler yerine pratik bilgelikle ilişkilendirilir. İstisna zümrüttür. İkna gücü yüksek hatiplerin eski gözdesi olan bu taşın adları ve yüzleri hatırlamayı kolaylaştırdığı söylenir.
Yarım kalmış taslaklarınızın üstüne düz bir akik parçası koyun ve yalnızca birini gerçekten bitireceğiniz gün kaldırın. Eskiden mühürler ve mühür yüzükleri bu taştan oyulurdu; balmumuna ya da kile basılan mühür mektubu kapatır, mühürlü mektup da bitmiş sayılırdı. Aynı anda yüz mesajı havada tutan, hepsini yerine ulaştıramayan İkizler için bu yüzden yerinde bir simge sayılır.
Akik, doğada en çok renk çeşidiyle karşımıza çıkan süs taşlarından biridir. Kırmızı, gri, beyaz, mavi, kahverengi ve yeşil tonlarında bulunur; bu renkler çoğu zaman iç içe geçmiş bantlar halinde dizilir ve her parçaya kendine özgü bir desen kazandırır. Katmanları kimi örneklerde yarı saydam, kimilerinde tamamen mattır. Adı geleneksel olarak Sicilya'daki Achates ırmağına bağlanır; Plinius, taşın ilk kez bu ırmağın yakınlarında bulunduğunu yazar.
Akik, çok eski çağlardan beri yalnızca takı taşı olarak değil, süs eşyası ve muska olarak da kullanılmıştır. Yüzük, kolye, mühür ve küçük heykelcikler yapılmış; sert ve dayanıklı olduğu için eski parçaların çoğu günümüze iyi durumda ulaşmıştır. Kadim kültürlerde uğursuzluğu uzak tuttuğuna inanılan koruyucu bir taş sayılmıştır.
Taş geleneğinde akik, sakinleştirici tarafı güçlü taşlardan kabul edilir ve iç dengeyi toparlamak isteyenlerin sıkça başvurduğu bir taştır. Renk ve desenine göre ayrılan türlerinin eskiden farklı amaçlar için kullanıldığı aktarılır. Plinius adlandırılmış çok sayıda türünü sayar; Albertus Magnus'a atfedilen on altıncı yüzyıl tarihli bir sırlar kitabı ise siyah üzerine beyaz damarlı ya da bütünüyle beyaz akikleri öne çıkarır.
Akik taşının özellikleri
• Geleneksel olarak taşıyanı tehlikeden koruduğuna ve zor koşullarda yolunu bulmasına yardım ettiğine inanılır.
• Eski Avrupa geleneğinde akik, hoş rüyalar ve huzurlu bir geceyle ilişkilendirilir.
• Modern kristal geleneğinde olaylara serinkanlı bakmayı ve gerçeği olduğu gibi görmeyi kolaylaştırdığı söylenir.
• Rönesans dönemi taş yazarı Camillo Leonardi, akiklerin sahiplerine zafer ve güç verdiğini söyler.
• Yorucu bir günün sonunda sıcaklık ve rahatlık hissi verdiğine, biriken gerginliğin gevşemesine yardım ettiğine inanılır.
• Günümüz kristal rehberlerine göre fazla enerjiyi dışarı attığı söylenir; bu yüzden yoğun dönemlerde ona başvuranlar olur.
• Halk inancında insanlarla ilişki kurmayı ve yeni bir çevreye alışmayı kolaylaştırdığı söylenir.
• Cesaret veren bir taş sayılır; korkuların üzerine gitmekte destek olduğu düşünülür.
• Kristal rehberlerine göre düşünce berraklığını ve bir sorunu adım adım mantıkla çözme becerisini güçlendirir.
• On birinci yüzyılda Rennes Piskoposu Marbode, akiklerin sahibini sevimli ve ikna edici kıldığını yazmıştır.
• Plinius, Pers büyücülerinin fırtınaların önünü almak için akik yaktığını aktarır.
• Yüzyıllardır nazara karşı takılmıştır; ilk göze çarpan taş olduğu için olumsuz etkiyi üzerine aldığı anlatılır.
• Sıcak ve canlı enerjisi sayesinde kötü günlerde olayların iyi tarafını görmeyi kolaylaştırdığı düşünülür.
• Eski Mısırlıların kıyıdan topladıkları bantlı akikleri tılsım olarak kullandığı aktarılır.
• Çağdaş kristal anlayışında neşe ve iç huzur veren taşlar arasında sayılır.
Akik, yeryüzüne ait bereketi ve ayakları yere basan bir gücü simgeler. On altıncı yüzyıl bilgini Girolamo Cardano, akiklerin sahiplerini ölçülü ve temkinli kıldığını, bu yüzden servet edinmek için yararlı olduğunu savunmuştur. Günlük hayatta istikrar, sükûnet ve güven duygusu arayanlar bu taşa daha çok yönelir. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.
Sertlik Derecesi: 6.5 - 7
Kimyasal Yapısı: SiO₂
Özgül Ağırlığı: 2.60 - 2.64
Çakralar: Kök, Sakral, Kalp
Bakım: Ilık su ve yumuşak fırçayla temizlenir, iyice kurulanır. Boyanmamış akik ışığa dayanıklıdır; boyalı akik güçlü güneşte solabilir, aseton ya da alkol gibi çözücülerle rengini kaybedebilir.
Aytaşı Ay'ın eski taşıdır ve Ay zamanı aylarla sayar; günlük düzenden bir haftada sıkılan İkizler'e bu seyrek ritim iyi gelir. Ayda yalnızca bir kez gelen bir alışkanlık deneyin: her ayın son akşamı taşı hâlâ açık duran işlerin kısa listesinin yanına koyun, soğumuş olanları çizin ve yeni aya taşıyacağınız tek bir iş seçin. Geri kalanı bırakmak da bu alışkanlığın parçasıdır.
Aytaşı, en eski uygarlıklardan bu yana beğenilen bir süs taşıdır. Sütlü beyaz, turuncumsu ve mavimsi tonlarda bulunur ve genellikle yarı saydamdır. Işık altında yüzeyinde gümüşi mavi bir parıltı belirir, bu yüzden taş içeriden aydınlanıyormuş gibi görünür; gökkuşağı denen çeşitlerinde bu parıltı birkaç renge birden döner.
Adı, taşın Ay'ın ışığını yansıttığına dair eski inanıştan gelir. Feldispat ailesindendir, sert taşlar arasında sayılmaz ve darbe aldığında kolayca çatlayıp yarıldığı için dikkatli kullanım ister; yüksek ısı ve ani sıcaklık değişimi de kırılmalara yol açabilir. En bilinen yatakları Brezilya, Madagaskar, Sri Lanka, Myanmar, Tanzanya ve Meksika'dadır.
Gelenek ona yumuşak ve yatıştırıcı bir enerji atfeder. Duyguları toparlamaya ve iç dengeyi geri kazanmaya yardım ettiği düşünüldüğü için bedene yakın taşınır. Modern kristal geleneğinde sakral, üçüncü göz ve taç çakralarıyla ilişkilendirilir.
Aytaşının özellikleri
• İnanışa göre gerginliği boşaltır ve kişinin kendi duygularını kabullenmesini kolaylaştırır.
• Geleneksel olarak ani tepkileri ve huzursuzluğu yatıştırdığı söylenir.
• Taş geleneğinde başkalarının duygularına karşı duyarlılığı artırdığı ve uzlaşmayı kolaylaştırdığı kabul edilir.
• Eski bir efsaneye göre dolunayda ağıza alınan aytaşı, âşıklara geleceklerini gösterirdi.
• Şefkati güçlendirdiği, taşıyan kişiye ayrı bir çekicilik kattığı düşünülür.
• Âşıklara daha fazla incelik ve tutku getirdiği anlatılır.
• Sezgiyi keskinleştirdiğine ve konuşmayı kolaylaştırdığına inanılır.
• Hindistan'da kutsal bir uğur taşı sayılır ve geleneksel olarak sarı bir kumaş üzerinde satışa sunulur.
• Eski inanışa göre nazardan ve kötü niyetten korur.
• Hint söylencesi aytaşının katılaşmış ay ışınlarından oluştuğunu anlatır; Romalıların da aynı şeye inandığı söylenir.
• On altıncı yüzyıl yazarı Antoine Mizauld, beyaz izi Ay'ın evreleriyle büyüyüp küçülen bir aytaşını anlatır.
• Modern kristal geleneğinde yaşamın farklı evrelerinde kadınlara eşlik eden bir taş sayılır.
• Modern kristal geleneğinde yeni başlangıçlarla ilişkilendirilir; yeni bir sayfa açarken takılan bir taştır.
• Halk arasında yolcuların taşı diye anılır; özellikle gece ya da su yolculuklarında yanda taşınır.
Aytaşı duyarlılığı, iç huzuru ve doğanın döngüselliğini simgeler. Özellikle yumuşaklığa değer verenler ve duygusal denge arayanlar bu taşa yönelir. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.
Sertlik Derecesi: 6 - 6.5
Kimyasal Yapısı: KAlSi₃O₈
Özgül Ağırlığı: 2.56 - 2.59
Çakralar: Sakral, Üçüncü göz, Taç
Bakım: Yumuşak bir bezle silin ve hemen kurulayın. Kolayca yarılıp kırılır; darbeden, ani ısı değişiminden ve buharlı ya da ultrasonlu temizleyicilerden uzak tutun.
Kalabalıkla beslenen bir burç için tek başına geçen bir akşam tuhaf derecede sessiz gelebilir; taş geleneği bu saati, sessiz ve telaşsız bir kendi üzerine düşünmenin taşı olan obsidyene bırakır. Cilalı bir parçayı yumuşak bir bezin üstünde en sevdiğiniz koltuğun yanına koyun, telefonu ekranı aşağı bakacak biçimde yanına bırakın ve sonraki on beş dakikayı yalnızca sessizliğe ayırın.
Obsidyen, akkor haldeki lavın kristal yapı geliştiremeyecek kadar hızlı soğumasıyla oluşan doğal bir volkanik camdır. Volkanik kökenli arazilerde, çoğunlukla eski krater çevrelerinde ve donmuş lav akıntılarının yakınında bulunur. Anadolu, obsidyenin tarih öncesi çağlardan beri çıkarıldığı ve uzak mesafelere taşındığı bölgelerin başında gelir.
Camsı ve güçlü bir parlaklığı vardır; siyah, kahverengi ve yeşil tonlarında görülür. En bilinen çeşidi kar obsidyeni denen, koyu zemin üzerinde açık benekler taşıyan türdür. Kristal yapısı olmadığı için kırıldığında ince ve son derece keskin kenarlar oluşturur; bu yüzden eskiden ok uçları ve kesici aletler bu taştan yapılırdı.
Modern taş geleneğinde obsidyen güçlü biçimde topraklandıran bir taş sayılır. İç dinginliği geri kazandırmaya yardım ettiği, aynı zamanda insanı kendine dürüstçe bakmaya yönelttiği düşünülür. Koruyucu bir muska olarak takılır ya da sessizlik anlarında avuçta tutulur.
Obsidyen taşının özellikleri
• Günümüz kristal geleneğinde öfkeyi ve bastırılmış kızgınlığı boşaltmaya yardım eden bir taş kabul edilir.
• İnanışa göre kendi içine bakmakta zorlananlara destek olur ve kişinin korkularını adlandırmasını kolaylaştırır.
• Zorlayıcı düşünce ve duyguları görünür kıldığı, böylece onları geride bırakmayı kolaylaştırdığı düşünülür.
• Dönmek istenmeyen anıların bırakılmasına yardım ettiği söylenir.
• Halk inancında keyfi ve harekete geçme isteğini geri getirdiği aktarılır.
• Gelenek, kişinin iç ışığını ve güçlü yanlarını görünür kıldığını söyler.
• Gerçek taşı sayılır; zor konuşmalar dahil, insana hem kendisine hem başkalarına karşı içtenlik kazandırdığına inanılır.
• Aztek rahipleri cilalı obsidyen aynalarla kehanette bulunmuş, John Dee de Aztek işi bir obsidyen ayna saklamıştır.
• Apaçi gözyaşları denen pürüzsüz obsidyen çakılları, taşlaşan gözyaşları efsanesinden adını alır.
• Çevrenin olumsuz enerjisine karşı bir kalkan görevi gördüğü düşünülür.
• Zor kararlar verirken cesaret verdiğine inanılır.
• Geçmişte kalan meseleleri kapatmaya yardım eden bir taş sayılır.
• Kişiyi kendi gölgesiyle yüzleştirdiği için ölçülü kullanılması öğütlenir.
Obsidyen içtenliği, korunmayı ve gerçeğe gözünü kırpmadan bakma cesaretini simgeler. Özellikle duygularını toparlamak, geçmişi uğurlamak ya da gündelik hayatta kendini daha sağlam hissetmek isteyenler bu taşa yönelir. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.
Sertlik Derecesi: 5 - 5.5
Kimyasal Yapısı: çoğunlukla SiO₂ (ağırlıkça %70 ve üzeri), volkanik cam
Özgül Ağırlığı: 2.35 - 2.60
Çakralar: Kök
Bakım: Ilık su, hafif sabun ve yumuşak fırçayla temizlenir, iyice kurulanır. Kırılgandır ve ısıya duyarlıdır: darbeden, ani ısıdan ve ultrasonik temizleyicilerden uzak tutulur.
Modern kristal geleneği turkuazı boğazla ve gerçekte neye ihtiyaç duyduğunuzu dile getirmekle ilişkilendirir; çok az burç İkizler kadar konuşur, yine de asıl istek çoğu zaman söylenmeden kalır. Önemli bir konuşmanın olduğu günlerde taşı, yumuşak olup kolay çizildiği için, ceket cebinizde kendi küçük kesesinde taşıyın ve söyleyeceğiniz o ilk cümleye başlamadan önce ona bir kez dokunun.
Turkuaz, gök mavisinden canlı yeşile uzanan tonlarda, ışık geçirmeyen bir taştır. Kimi parçalar tek renk, kimileri altın sarısı, kahverengi ya da siyah ince damarlarla örülüdür; bu yüzden her örnek biraz farklı görünür. Adı Fransızcadan gelir ve kabaca Türk taşı anlamını taşır, çünkü Avrupa'ya ilk partiler Türkiye üzerinden ulaşmıştır.
Turkuaz bakır içeren sulu bir fosfat mineralidir; kuvars ailesiyle akrabalığı yoktur. Sertliği düşük ve yapısı gözeneklidir, yani yağı, parfümü ve teri emer; rengi kimyasallardan, kozmetiklerden ve yüksek ısıdan etkilenebilir. Bu nedenle takıda dikkatli kullanılması, parfüm ve deterjandan uzak tutulması, kesinlikle suda bekletilmemesi gerekir. Kuyumculukta Eski Mısır'dan beri kullanılmış; daha sonra İran'da, Tibet'te ve gümüşe oturtan Kuzey Amerika yerlileri arasında değer görmüştür. Doğal turkuaz seyrek ve pahalı olduğundan piyasada çok sayıda taklit ve boyanmış taş bulunur; uzmanların bile ayırt etmekte zorlandığı olur, bu yüzden alırken parçanın kaynağını sormak yerinde olur.
Taş geleneğinde turkuaza dinginlik ve gönül ferahlığı enerjisi atfedilir. Huzursuzluğu yatıştırdığına ve güç verdiğine inanılır. Genellikle tene yakın bir takı olarak taşınır; gümüşe oturtulmuş turkuaz, Amerika'nın güneybatısında yaklaşık 1880'den beri süren yerli gümüş işçiliğinin simgesi olmuştur.
Turkuaz taşının özellikleri
• Huzursuzluğu hafiflettiğine ve sinir gerginliğini boşaltmaya yardım ettiğine inanılır.
• Halk inancında yas tutanlara ferahlık verdiği söylenir.
• Modern kristal geleneğinde ani bir sarsıntının ardından dengeye dönmeyi kolaylaştırdığı söylenir.
• Pek çok eski gelenekte, rengini kaybeden bir turkuazın sahibi için kötü bir alamet olduğuna inanılırdı.
• Bilgelik taşı sayılır; sakin ve ölçülü düşünmeyi desteklediğine inanılır.
• Birçok kültürde nazara karşı muska olarak takılmıştır.
• Apaçi geleneğine göre bir yaya ya da tüfeğe bağlanan turkuaz, atışı tam hedefe götürürdü.
• İran'da Farsça adı zafer anlamına geldiği için uğurlu bir alamet taşı sayılmış, şans getirdiğine inanılmıştır.
• Pueblo halkları turkuazı kutsal bir taş sayar; ondan oyulmuş hayvan fetişleri bugün de yapılır.
• Uzlaşma taşı sayılır; insanlar arasındaki gerginliği yumuşattığı söylenir.
• Modern kristal geleneği, kendi ihtiyaçlarını içtenlikle anlatmayı kolaylaştırdığını aktarır.
• Ortaçağ yazarları turkuazın binici ya da yayayı düşme kazalarında yaralanmaktan koruduğunu söyler; Türklerin onu at koşumlarına muska olarak astığı da anlatılır.
• Kristal rehberlerine göre aşırı yüklenilen dönemlerde toparlanmaya yardım eder.
Turkuaz barışı, iç dengeyi ve korunmayı simgeler. Sükûnet arayanlar, zor bir dönemin ardından toparlananlar ve tarihi çok eskiye uzanan bir taşı sevenler ona yönelir; yumuşak bir taş olduğu için özenli kullanım ister. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.
Sertlik Derecesi: 5 - 6
Kimyasal Yapısı: CuAl₆(PO₄)₄(OH)₈·4H₂O
Özgül Ağırlığı: 2.40 - 2.90
Çakralar: Boğaz, Kalp, Üçüncü göz
Bakım: Ilık sabunlu suyla temizleyin, iyice kurulayın; buhar ve ultrasonik temizleyici kullanmayın. Isı, çözücü, kozmetik ve ciltteki yağlar rengini bozar; işlenmiş parçalar ısıya ve çözücüye duyarlıdır.
Yüzyıllarca iki ayrı mineral, jadeit ile nefrit, tek bir isim altında yeşim diye dolaştı; bir Fransız mineralog ikisini 1863'te birbirinden ayırdı. Yani İkizler burcuna yakışan bir ikiz taş bu. Taş geleneği her iki türü de uyum ve dengeyle ilişkilendirir; uzun bir günün ardından geriye kalan huysuzluk için bu hoş bir haber. Anahtarlarınızı bıraktığınız kasede pürüzsüz bir parça bulundurun ve anahtarları yanına koymayı günün noktası sayın.
Yeşim, en çok derin ve doygun yeşiliyle tanınan bir süs taşıdır. Sarı, beyaz, kahverengi ve siyah tonlarında da bulunur; kırmızı beneklerle kaplı çeşitleri de vardır. Adının kökeni İspanyolcada bel taşı anlamına gelen ifadeye dayanır; bu ad, taşın kullanımına dair eski bir inanıştan gelir.
Yeşim aslında birbirine benzeyen iki ayrı mineralin ortak adıdır; ikisi de iç içe kenetlenmiş mikroskobik kristallerden oluşur (nefritte lifli, jadeitte taneli) ve bu yapı sayesinde darbeye şaşırtıcı derecede dayanıklıdır. Bu dayanıklılık nedeniyle Çin'de, Orta Amerika'da ve Yeni Zelanda'da binlerce yıldır yalnızca takı değil, tören eşyası, muska ve el aleti yapımında da kullanılmıştır. İnce oyulabildiği için usta işi figürlerin gözde malzemesi olmuştur.
Taş geleneğinde yeşime yumuşak ve dengeleyici bir enerji atfedilir. Bu yüzden bedene yakın taşınır: kolyede ya da yüzükte; düz cilalanmış küçük bir parça avuç içinde tutulur.
Yeşim taşının özellikleri
• Aşırı yükselen duyguları dengelediğine ve ani tepkileri soğutmaya yardım ettiğine inanılır.
• Çin halk inancında yeşim bileziğin kırılması, bileziğin sahibi adına bir darbeyi üstlendiği anlamına gelir.
• Halk inancında korku ve huzursuzluk anlarında sükûnet ve özgüven verdiği söylenir.
• Çin geleneğinde uzun ömrün simgesidir ve sakin bir yaşlanma anlayışıyla ilişkilendirilir.
• Eski kaynaklarda cesaret, sağduyu ve adalet duygusu taşı olarak anılır.
• Başarı sonrası oluşan üstünlük duygusundan koruduğu söylenir.
• Duyguya kapılmamaya ve meselelere daha berrak bakmaya yardım ettiğine inanılır.
• Konfüçyüs, Ritler Kitabı'nda yeşimin niteliklerini nezaket, bilgelik, dürüstlük ve cesaret gibi bir beyefendinin erdemlerine benzetir.
• Çin kültüründe yeşim altından daha değerli sayılmış, delikli disk (bi) gökyüzünü simgelemiştir.
• Maori geleneğinde pounamu hazineleri kuşaktan kuşağa geçtikçe daha çok mana kazanır.
• Kendisine atfedilen sakin enerji nedeniyle her gün takılmaya uygun bulunur.
• Vurulduğunda berrak, müzikal bir ses verir; Çinli şairler onu sevilenin sesine benzetmiştir.
• Çin âdetinde küçük yeşim parçaları sık sık ellenmek üzere yanda taşınır; taşın erdeminin sahibine geçtiğine inanılır.
Yeşim dinginliği, iç dengeyi ve kişinin hem kendine hem başkalarına karşı dürüstlüğünü simgeler. En çok duygularını yatıştırmak, serinkanlılığını korumak ve odaklanarak çalışmak isteyenler bu taşı taşır. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.
Sertlik Derecesi: 6 - 7
Kimyasal Yapısı: NaAlSi₂O₆ / Ca₂(Mg,Fe)₅Si₈O₂₂(OH)₂
Özgül Ağırlığı: 2.90 - 3.38
Çakralar: Kalp
Bakım: Ilık sabunlu suyla yıkanır, iyice kurulanır. Doğal yeşim ışığa dayanıklıdır; boyalı ya da işlenmiş parçalar hassastır, ısıdan, asitten ve ultrasonik temizleyiciden uzak tutulur.
Zümrütü ellerinizin sakin olduğu saatlere saklayın: uzun bir öğle yemeği, bir konser, telaşsız bir pazar günü. Gün boyu yazan, el kol sallayan, bir şeyleri kapan eller taşı çabuk çarpar, çünkü içindeki ince çatlaklar onu hassas kılar. Kuyumcular bu kapanımlara bahçe der ve onları kusur değil, taşın karakteri sayar; yan yollarla dolu bir zihin de böyle görülmek isterdi.
Zümrüt, berilin yeşil çeşididir ve dünyanın en değerli taşları arasında sayılır. Asıl olarak derin, doygun yeşiliyle beğenilir, çünkü bir parçanın değerini belirleyen ilk ölçüt renktir. Işığı elmas kadar güçlü kırmadığı için o denli kıvılcımlanmaz, ancak rengi son derece etkileyicidir.
Zümrütler kaya damarlarında kalsit ve piritle birlikte oluşur. Tamamen temiz kristaller seyrektir; neredeyse her parçada başka minerallerden kalma kapanımlar bulunur, bu yüzden gözle görünür çatlağı olmayan örnekler en yüksek fiyatlara ulaşır. Taş çizilmeye iyi dayanır, ancak bu iç çatlaklar nedeniyle darbeye karşı kırılgandır. Bu yüzden zümrütler yağlanır: renksiz yağ mikro çatlakları doldurur, berraklığı artırır ve rengi tam olarak ortaya çıkarır. Bu işlem nedeniyle zümrüde buhar, ultrasonik temizlik, ısı ve sert kimyasallar uygulanmaz; en güvenli yöntem ılık sabunlu suyla hafifçe fırçalamaktır.
En güzel örnekler Kolombiya'dan gelir; bilinen ilk ocaklar ise Eski Mısır'da işletilmiştir. Zümrüt yüzyıllardır saray takılarını süsler, geleneksel olarak mayıs ayının doğum taşı sayılır ve birçok ülkede elli beşinci evlilik yıl dönümü armağanıdır. Taş geleneğinde ona kalple ve doğanın yeşiliyle ilişkilendirilen sakin bir enerji atfedilir; dengeye ve gönül ferahlığına yardım ettiği düşünüldüğü için çoğunlukla kalp hizasında kolye ucu ya da yüzük olarak takılır.
Zümrüt taşının özellikleri
• Ortaçağ yazarları zümrütü aşk tanrıçası Venüs'e atfetmiştir.
• Gelenek onu sinirlerin yatışması ve gerginliğin boşalmasıyla ilişkilendirir.
• Plinius onu yeşillerin en yeşili diye anmış, sakin rengi çok eskiden beri dinlendirici bulunmuştur.
• Eski anlatılara göre zümrüt, bir âşığın yeminin doğru mu yalan mı olduğunu ortaya çıkarırdı.
• Eski yazarlar zümrütün belleği güçlendirdiğini ve sahibini etkili bir konuşmacı yaptığını söylerdi.
• Dostluk taşı sayılır, çünkü içten ve kalıcı bağları pekiştirdiği söylenir.
• Gelenekte evliliği ve sadakati koruduğu kabul edilir.
• Aile ilişkilerine uyum ve sıcaklık getirdiği anlatılır.
• Başarı ve elde edilenden hoşnut olma duygusunu güçlendirdiği düşünülür.
• Halk inancında yeterince iyi olmadığı duygusundan kurtardığı söylenir.
• Şükür taşı diye anılır; çevredeki iyiliği fark etmeyi öğrettiğine inanılır.
• Kalbi sevgiye açtığına ve yaşama sevinci kattığına inanılır.
• Geleneksel olarak sakin bir varlık ve güven duygusu taşı sayılır.
Zümrüt bolluğu, olgun sevgiyi ve sahip olunanın kıymetini bilmeyi simgeler. Ailede ve ilişkilerde uyuma değer verenler ile sakin bir özgüven arayanlar bu taşa yönelir. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.
Sertlik Derecesi: 7.5 - 8
Kimyasal Yapısı: Be₃Al₂Si₆O₁₈
Özgül Ağırlığı: 2.67 - 2.78
Çakralar: Kalp
Bakım: Çoğu zümrüt yağ ya da reçineyle doldurulmuştur; yalnızca ılık sabunlu su kullanın, buhardan, ultrasonik temizleyicilerden, ısıdan ve sert kimyasallardan kaçının.