Akik, doğada en çok renk çeşidiyle karşımıza çıkan süs taşlarından biridir. Kırmızı, gri, beyaz, mavi, kahverengi ve yeşil tonlarında bulunur; bu renkler çoğu zaman iç içe geçmiş bantlar halinde dizilir ve her parçaya kendine özgü bir desen kazandırır. Katmanları kimi örneklerde yarı saydam, kimilerinde tamamen mattır. Adının Sicilya'daki Achates ırmağından geldiği, taşın ilk kez bu ırmağın kıyısında toplandığı anlatılır.
Akik, çok eski çağlardan beri yalnızca takı taşı olarak değil, süs eşyası ve muska olarak da kullanılmıştır. Yüzük, kolye, mühür ve küçük heykelcikler yapılmış; sertliği ve dayanıklılığı sayesinde aile içinde kuşaktan kuşağa aktarılan parçalar arasına girmiştir. Kadim kültürlerde uğursuzluğu uzak tuttuğuna inanılan koruyucu bir taş sayılmıştır.
Taş geleneğinde akik, sakinleştirici tarafı güçlü taşlardan kabul edilir ve iç dengeyi toparlamak isteyenlerin sıkça başvurduğu bir taştır. Renk ve desenine göre ayrılan türlerinin eskiden farklı amaçlar için kullanıldığı aktarılır. Halk inancında taşın en iyi tene değdiğinde çalıştığı, doğanın ve özellikle güneşin enerjisinin akik üzerinden bedene ulaştığı söylenir.
Akik taşının özellikleri
• Geleneksel olarak taşıyanı tehlikeden koruduğuna ve zor koşullarda yolunu bulmasına yardım ettiğine inanılır.
• Eski kaynaklarda uykuya dalmakta zorlananlara ve sindirim düzenini desteklemek isteyenlere önerilmiştir.
• Halk inancında olaylara serinkanlı bakmayı ve gerçeği olduğu gibi görmeyi kolaylaştırdığı söylenir.
• Güçlü ve eril bir enerji taşıdığı düşünülür; bu yönüyle canlılık ve bedensel dirençle ilişkilendirilmiştir.
• Kasılmış bölgeleri ısıttığına ve biriken gerginliği çözdüğüne inanılır.
• Taş geleneğinde fazla enerjiyi dışarı attığı kabul edilir, bu yüzden yoğun stres dönemlerinde tercih edilmiştir.
• Eski anlatılara göre insanlarla ilişki kurmayı ve yeni bir çevreye alışmayı kolaylaştırır.
• Cesaret veren bir taş sayılır; korkuların üzerine gitmekte destek olduğu düşünülür.
• Geçmişte düşünce berraklığını ve mantıklı akıl yürütmeyi güçlendirdiğine inanılırdı.
• Halk inancında bedeni güçlendirdiği ve lenf dolaşımını desteklediği söylenir.
• Kan basıncının, özellikle düşük seyrettiği durumlarda, dengede kalmasına katkı verdiğine inanılır.
• Yüzyıllardır nazara karşı takılmıştır; ilk göze çarpan taş olduğu için olumsuz etkiyi üzerine aldığı anlatılır.
• Sıcak ve canlı enerjisi sayesinde kötü günlerde olayların iyi tarafını görmeyi kolaylaştırdığı düşünülür.
• Cebinde akik taşıyan çocukların daha sakin kaldığına ve daha az tartışmaya girdiğine inanılır.
• Geleneksel olarak neşe ve iç huzur taşı sayılır.
Akik, yeryüzüne ait bereketi ve ayakları yere basan bir gücü simgeler. Ticaretle uğraşanların onu bel hizasının altında, örneğin cepte taşıması adettendir; yüzük biçiminde ise özgüveni belirgin biçimde artırdığı söylenir. Günlük hayatta istikrar, sükûnet ve güven duygusu arayanlar bu taşa daha çok yönelir. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.
Sertlik Derecesi: 6.5 - 7
Kimyasal Yapısı: SiO₂
Özgül Ağırlığı: 2.60 - 2.64
Çakralar: Kök, Sakral, Kalp
Bakım: Ilık su ve yumuşak fırçayla temizlenir, iyice kurulanır. Güneş ışığından zarar görmez.
Aytaşı, en eski uygarlıklardan bu yana beğenilen bir süs taşıdır; özellikle Romalılar bu taştan takı yapmaya düşkündü. Sütlü beyaz, turuncumsu ve mavimsi tonlarda bulunur ve genellikle yarı saydamdır. Işık altında yüzeyinde gümüşi mavi bir parıltı belirir, bu yüzden taş içeriden aydınlanıyormuş gibi görünür; gökkuşağı denen çeşitlerinde bu parıltı birkaç renge birden döner.
Adı, taşın Ay'ın ışığını yansıttığına dair eski inanıştan gelir. Feldispat ailesindendir, sert taşlar arasında sayılmaz ve gözenekli yapısı nedeniyle dikkatli kullanım ister; suda bekletilmesi doğru değildir. En bilinen yatakları Brezilya, Madagaskar, Sri Lanka, Myanmar, Tanzanya ve Meksika'dadır.
Gelenek ona yumuşak ve yatıştırıcı bir enerji atfeder. Duyguları toparlamaya ve iç dengeyi geri kazanmaya yardım ettiği düşünüldüğü için bedene yakın taşınır. Eskiden sakral, güneş sinir ağı ve kalp bölgeleriyle ilişkilendirilmiştir.
Aytaşının özellikleri
• İnanışa göre gerginliği boşaltır ve kişinin kendi duygularını kabullenmesini kolaylaştırır.
• Geleneksel olarak ani tepkileri ve huzursuzluğu yatıştırdığı söylenir.
• Taş geleneğinde başkalarının duygularına karşı duyarlılığı artırdığı ve uzlaşmayı kolaylaştırdığı kabul edilir.
• Geçmişte benlik duygusunu yumuşattığına ve alçakgönüllülük öğrettiğine inanılırdı.
• Şefkati güçlendirdiği, taşıyan kişiye ayrı bir çekicilik kattığı düşünülür.
• Âşıklara daha fazla incelik ve tutku getirdiği anlatılır.
• Sezgiyi keskinleştirdiğine ve konuşmayı kolaylaştırdığına inanılır.
• Şansının kapalı olduğunu düşünenlerin sıkça başvurduğu bir taş olmuştur.
• Eski inanışa göre nazardan ve kötü niyetten korur.
• Halk inancında kadınlar adet düzeni için bu taşı takmıştır.
• Bacak ağrılarında ve kramplarda rahatlık verdiğine inanılırdı.
• Eski kaynaklar doğum sancılarını hafiflettiğini aktarır.
• Ayrıca aşırı iştahı dizginlemeye yardım ettiği düşünülür.
• Yolculuğa çıkanların, özellikle deniz yolculuklarında, yanlarında taşıdığı uğurlu taşlardan sayılır.
Aytaşı duyarlılığı, iç huzuru ve doğanın döngüselliğini simgeler. Özellikle yumuşaklığa değer verenler ve duygusal denge arayanlar bu taşa yönelir. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.
Sertlik Derecesi: 6 - 6.5
Kimyasal Yapısı: KAlSi₃O₈
Özgül Ağırlığı: 2.56 - 2.59
Çakralar: Sakral, Üçüncü göz, Taç
Bakım: Suya sokmayın, gözeneklidir. Yumuşak kuru bezle silin ve doğrudan güneşten uzak tutun.
Obsidyen, akkor haldeki lavın kristal yapı geliştiremeyecek kadar hızlı soğumasıyla oluşan doğal bir volkanik camdır. Volkanik kökenli arazilerde, çoğunlukla eski krater çevrelerinde ve donmuş lav akıntılarının yakınında bulunur. Anadolu, obsidyenin tarih öncesi çağlardan beri çıkarıldığı ve uzak mesafelere taşındığı bölgelerin başında gelir.
Camsı ve güçlü bir parlaklığı vardır; siyah, kahverengi ve yeşil tonlarında görülür. En bilinen çeşidi kar obsidyeni denen, koyu zemin üzerinde açık benekler taşıyan türdür. Kristal yapısı olmadığı için kırıldığında ince ve son derece keskin kenarlar oluşturur; bu yüzden eskiden ok uçları ve kesici aletler bu taştan yapılırdı.
Eski taş geleneğinde obsidyen güçlü biçimde topraklandıran bir taş sayılır. İç dinginliği geri kazandırmaya yardım ettiği, aynı zamanda insanı kendine dürüstçe bakmaya yönelttiği düşünülür. Koruyucu bir muska olarak takılır ya da sessizlik anlarında avuçta tutulur.
Obsidyen taşının özellikleri
• Geleneksel olarak öfkeyi ve bastırılmış kızgınlığı boşaltmaya yardım eden bir taş kabul edilir.
• İnanışa göre kendi içine bakmakta zorlananlara destek olur ve kişinin korkularını adlandırmasını kolaylaştırır.
• Zorlayıcı düşünce ve duyguları görünür kıldığı, böylece onları geride bırakmayı kolaylaştırdığı düşünülür.
• Dönmek istenmeyen anıların bırakılmasına yardım ettiği söylenir.
• Halk inancında keyfi ve harekete geçme isteğini geri getirdiği aktarılır.
• Gelenek, kişinin iç ışığını ve güçlü yanlarını görünür kıldığını söyler.
• Gerçek taşı sayılır; zor konuşmalar dahil, insana hem kendisine hem başkalarına karşı içtenlik kazandırdığına inanılır.
• Eski anlatılara göre bedende biriken gerilimi boşaltmaya yardım eder.
• Geçmişte, özellikle yolculukta, nazara karşı takılırdı.
• Çevrenin olumsuz enerjisine karşı bir kalkan görevi gördüğü düşünülür.
• Zor kararlar verirken cesaret verdiğine inanılır.
• Geçmişte kalan meseleleri kapatmaya yardım eden bir taş sayılır.
• Kişiyi kendi gölgesiyle yüzleştirdiği için ölçülü kullanılması öğütlenir.
Obsidyen içtenliği, korunmayı ve gerçeğe gözünü kırpmadan bakma cesaretini simgeler. Özellikle duygularını toparlamak, geçmişi uğurlamak ya da gündelik hayatta kendini daha sağlam hissetmek isteyenler bu taşa yönelir. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.
Sertlik Derecesi: 5 - 5.5
Kimyasal Yapısı: SiO₂ (volkanik cam)
Özgül Ağırlığı: 2.35 - 2.60
Çakralar: Kök
Bakım: Ilık su ve yumuşak fırçayla temizlenir, iyice kurulanır. Güneş ışığından zarar görmez.
Turkuaz, gök mavisinden canlı yeşile uzanan tonlarda, ışık geçirmeyen bir taştır. Kimi parçalar tek renk, kimileri altın sarısı, kahverengi ya da siyah ince damarlarla örülüdür; bu yüzden her örnek biraz farklı görünür. Adı Fransızcadan gelir ve kabaca Türk taşı anlamını taşır, çünkü Avrupa'ya ilk partiler Türkiye üzerinden ulaşmıştır.
Turkuaz bakır içeren sulu bir fosfat mineralidir; kuvars ailesiyle akrabalığı yoktur. Sertliği düşük ve yapısı gözeneklidir, yani suyu emer ve emdiği suyla birlikte çatlayabilir, rengi kimyasallardan ve uzun güneşten etkilenir. Bu nedenle takıda dikkatli kullanılması, parfüm ve deterjandan uzak tutulması, kesinlikle suda bekletilmemesi gerekir. Kuyumculukta Eski Mısır'dan beri kullanılmış; daha sonra İran'da, Tibet'te ve gümüşe oturtan Kuzey Amerika yerlileri arasında değer görmüştür. Doğal turkuaz seyrek ve pahalı olduğundan piyasada çok sayıda taklit ve boyanmış taş bulunur; uzmanların bile ayırt etmekte zorlandığı olur, bu yüzden alırken parçanın kaynağını sormak yerinde olur.
Taş geleneğinde turkuaza dinginlik ve gönül ferahlığı enerjisi atfedilir. Huzursuzluğu yatıştırdığına ve güç verdiğine inanılır. Genellikle tene yakın bir takı olarak taşınır; eski kaynaklar etkisini artırdığına inanılan gümüş yuvayı önerir.
Turkuaz taşının özellikleri
• Huzursuzluğu hafiflettiğine ve sinir gerginliğini boşaltmaya yardım ettiğine inanılır.
• Geleneksel olarak yas tutanlara ferahlık vermesi için önerilmiştir.
• Halk inancında ani bir sarsıntının ardından dengeye dönmeyi kolaylaştırdığı söylenir.
• Eski kaynaklara göre taşıyan kişinin yaşam gücünü kuvvetlendirir.
• Bilgelik taşı sayılır; sakin ve ölçülü düşünmeyi desteklediğine inanılır.
• Birçok kültürde nazara karşı muska olarak takılmıştır.
• Sindirim şikâyetlerinde eskiden kemer tokası ya da bileklik biçiminde taşınırdı.
• Taş geleneğinde kan basıncının dengede kalmasıyla ilişkilendirilir.
• Kalbin ve dolaşım sisteminin çalışmasını desteklediğine inanılır.
• Uzlaşma taşı sayılır; insanlar arasındaki gerginliği yumuşattığı söylenir.
• Gelenek, kendi ihtiyaçlarını içtenlikle anlatmayı kolaylaştırdığını aktarır.
• Yolcular eskiden kazadan koruduğuna inanarak bu taşı yanlarında götürürdü.
• Eski inanışa göre aşırı yüklenilen dönemlerde toparlanmaya yardım eder.
Turkuaz barışı, iç dengeyi ve korunmayı simgeler. Sükûnet arayanlar, zor bir dönemin ardından toparlananlar ve tarihi çok eskiye uzanan bir taşı sevenler ona yönelir; yumuşak bir taş olduğu için özenli kullanım ister. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.
Sertlik Derecesi: 5 - 6
Kimyasal Yapısı: CuAl₆(PO₄)₄(OH)₈·5H₂O
Özgül Ağırlığı: 2.31 - 2.84
Çakralar: Boğaz, Kalp, Üçüncü göz
Bakım: Suya sokmayın, gözeneklidir. Yumuşak kuru bezle silin ve doğrudan güneşten uzak tutun.
Yeşim, en çok derin ve doygun yeşiliyle tanınan bir süs taşıdır. Sarı, beyaz, kahverengi ve siyah tonlarında da bulunur; kırmızı beneklerle kaplı çeşitleri de vardır. Adının kökeni İspanyolcada bel taşı anlamına gelen ifadeye dayanır, çünkü eskiden böbrek şikâyetlerinde rahatlık verdiğine inanılırdı.
Yeşim aslında birbirine benzeyen iki ayrı mineralin ortak adıdır ve ikisi de sıkı, lifli yapıları sayesinde darbeye şaşırtıcı derecede dayanıklıdır. Bu dayanıklılık nedeniyle Çin'de, Orta Amerika'da ve Yeni Zelanda'da binlerce yıldır yalnızca takı değil, tören eşyası, muska ve el aleti yapımında da kullanılmıştır. İnce oyulabildiği için usta işi figürlerin gözde malzemesi olmuştur.
Taş geleneğinde yeşime yumuşak ve dengeleyici bir enerji atfedilir. Bu yüzden bedene yakın taşınır: kolyede ya da yüzükte; düz cilalanmış küçük bir parça avuç içinde tutulur.
Yeşim taşının özellikleri
• Aşırı yükselen duyguları dengelediğine ve ani tepkileri soğutmaya yardım ettiğine inanılır.
• Avuçta tutulduğunda ısınır; gelenek bunda rahatlamanın basit bir yolunu görür.
• Halk inancında korku ve huzursuzluk anlarında sükûnet ve özgüven verdiği söylenir.
• Kalp hizasına konduğunda güçsüzlük ve yorgunluk anlarında ferahlık getirdiğine inanılırdı.
• Eski kaynaklarda cesaret, sağduyu ve adalet duygusu taşı olarak anılır.
• Başarı sonrası oluşan üstünlük duygusundan koruduğu söylenir.
• Duyguya kapılmamaya ve meselelere daha berrak bakmaya yardım ettiğine inanılır.
• Geleneksel olarak yoğun dikkat isteyen işler için önerilmiştir.
• Geçmişte diş şikâyetlerinde başvurulan taşlardandı.
• Bedeni gereksiz olandan arındıran bir taş sayılır.
• Kendisine atfedilen sakin enerji nedeniyle her gün takılmaya uygun bulunur.
• Geleneğe göre özellikle konuşmacılara, öğretmenlere ve eğitim verenlere iyi gelir.
• Uzun ömür ve iyi şans dilemek için sevilen birine armağan edilmesi eski bir adettir.
Yeşim dinginliği, iç dengeyi ve kişinin hem kendine hem başkalarına karşı dürüstlüğünü simgeler. En çok duygularını yatıştırmak, serinkanlılığını korumak ve odaklanarak çalışmak isteyenler bu taşı taşır. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.
Sertlik Derecesi: 6 - 7
Kimyasal Yapısı: NaAlSi₂O₆ / Ca₂(Mg,Fe)₅Si₈O₂₂(OH)₂
Özgül Ağırlığı: 2.90 - 3.38
Çakralar: Kalp
Bakım: Ilık su ve yumuşak fırçayla temizlenir, iyice kurulanır. Güneş ışığından zarar görmez.
Zümrüt, berilin yeşil çeşididir ve dünyanın en değerli taşları arasında sayılır. Asıl olarak derin, doygun yeşiliyle beğenilir, çünkü bir parçanın değerini belirleyen ilk ölçüt renktir. Işığı elmas kadar güçlü kırmadığı için o denli kıvılcımlanmaz, ancak rengi son derece etkileyicidir.
Zümrütler kaya damarlarında kalsit ve piritle birlikte oluşur. Tamamen temiz kristaller seyrektir; neredeyse her parçada başka minerallerden kalma kapanımlar bulunur, bu yüzden gözle görünür çatlağı olmayan örnekler en yüksek fiyatlara ulaşır. Taş çizilmeye iyi dayanır, ancak bu iç çatlaklar nedeniyle darbeye karşı kırılgandır. Bu yüzden zümrütler yağlanır: renksiz yağ mikro çatlakları doldurur, berraklığı artırır ve rengi tam olarak ortaya çıkarır. Bu işlem nedeniyle zümrüde sıcak su ve ultrasonik temizlik kesinlikle uygulanmaz; ılık ya da sıcak banyo yağı çözer ve taşın görünümünü bozar.
En güzel örnekler Kolombiya'dan gelir; bilinen ilk ocaklar ise Eski Mısır'da işletilmiştir. Zümrüt yüzyıllardır saray takılarını süsler, geleneksel olarak mayıs ayının doğum taşı sayılır ve birçok ülkede elli beşinci evlilik yıl dönümü armağanıdır. Taş geleneğinde ona kalple ve doğanın yeşiliyle ilişkilendirilen sakin bir enerji atfedilir; dengeye ve gönül ferahlığına yardım ettiği düşünüldüğü için çoğunlukla kalp hizasında kolye ucu ya da yüzük olarak takılır.
Zümrüt taşının özellikleri
• Bedenin doğal direncini güçlendirdiğine inanılır.
• Gelenek onu sinirlerin yatışması ve gerginliğin boşalmasıyla ilişkilendirir.
• Eski inanışa göre kalbe ve dolaşıma iyi gelir.
• Eski kaynaklarda akciğerlerine ve nefesine özen gösterenlere önerilmiştir.
• Böbreklerin çalışmasını ve bedenin arınmasını desteklediğine inanılır.
• Dostluk taşı sayılır, çünkü içten ve kalıcı bağları pekiştirdiği söylenir.
• Gelenekte evliliği ve sadakati koruduğu kabul edilir.
• Aile ilişkilerine uyum ve sıcaklık getirdiği anlatılır.
• Başarı ve elde edilenden hoşnut olma duygusunu güçlendirdiği düşünülür.
• Halk inancında yeterince iyi olmadığı duygusundan kurtardığı söylenir.
• Şükür taşı diye anılır; çevredeki iyiliği fark etmeyi öğrettiğine inanılır.
• Kalbi sevgiye açtığına ve yaşama sevinci kattığına inanılır.
• Geleneksel olarak sakin bir varlık ve güven duygusu taşı sayılır.
Zümrüt bolluğu, olgun sevgiyi ve sahip olunanın kıymetini bilmeyi simgeler. Ailede ve ilişkilerde uyuma değer verenler ile sakin bir özgüven arayanlar bu taşa yönelir. Anlatılan kullanımlar geleneklere ve halk inançlarına aittir, tıbbi tavsiye yerine geçmez.
Sertlik Derecesi: 7.5 - 8
Kimyasal Yapısı: Be₃Al₂Si₆O₁₈
Özgül Ağırlığı: 2.67 - 2.78
Çakralar: Kalp
Bakım: Suya sokmayın. Kullandıktan sonra kuru bezle silin, ısıdan uzak tutun.

