Aynı anda iki iş yapıyor: dışarı çıkmadan bakmanı sağlıyor ve içeri bir şeyler alıyor, yorum da ikisine birden yapışmış durumda.
Pencere aynı anda iki iş yapar ve rüya yorumu ikisine birden yapışmıştır. Dışarı çıkmadan dışarıyı görmeni sağlar, bir yandan da içeri bir şeyler alır. İmge bu yüzden bize bir yandan bakış açısı, bir yandan fırsat ya da açıkta kalma diye gelmiş; hangisinin geçerli olduğuna da camın başında ne yaptığın karar veriyor.
Varyantlar birbirinden o kadar ayrı ki yorumcular neredeyse ayrı imgeler gibi ele alıyor.
Camın durumu da yoruma karışıyor. Buğulu ya da kirli bir cam, görüldüğü sanılan ama aslında seçilemeyen bir durum sayılır. Kalın perdeyle kapatılmış pencere, bakmamayı seçmek diye okunmuş. Sonuna kadar açılmış bir kanat ise havalandırma anlamına geliyor: içeride birikmiş bir şeyin dışarı verilmesi.
Kırılmış pencere bu imgenin en ağır sürümü; genelde zorlanmış bir şey ya da korumanın çökmesi diye yorumlanır ve insanların hissi üzerlerinde kalarak uyandığı az sayıda sahneden biri. Boyanıp yapışmış ya da hiç açılmayan pencere ise çıkış yolunu görüp ona uzanamamak sayılır. İkisi de uğursuzluk işareti değil. İkisi de birinin içinde durduğu bir pozisyonun tarifi.
Yükseklik de sık anlatılan bir ayrıntı. Zemin katta, sokakla göz hizasında bir pencere ile çok yukarıdan bakılan bir pencere aynı şey sayılmıyor; ilkinde temas, ikincisinde mesafe okunuyor. Yüksekte durup aşağı bakarken gelen o tanıdık baş dönmesi hissi de rüyalarda çok yaygın ve çoğu zaman düşme sahnelerine komşu duruyor.
Pencere gören insanların çoğu aslında belirli bir pencere görüyor. Çocukluk odasındaki, mutfak lavabosunun üstündeki, hastane koridorundaki ya da kötü bir hafta geçirilen otelin penceresi. Tanıdıysan yorum ona yapışmış hatıradır ve yukarıdaki genel her şey ona düşülmüş bir dipnottan ibaret kalır.


