Tabir kitapları bu maddede anlaşamıyor; bir yerde gerçek değer, hemen ardından yalnızca parlayan bir yüzey diye okunuyor, ikisi de kimsenin kesesi hakkında bir şey söylemiyor.
Türkiye'de altın denince akla gelen ilk şey genelde piyasa değil; düğün tepsisi, bilezik ve zor günler için kenara konan şey. Bu, imgenin uykuda nasıl davrandığını da belirliyor: maden çoğu kişide soyut bir zenginlik fikri yerine aile, borç, verilen söz ve elde tutulan güvence çevresinde dönüyor. Tabir kitapları ise altın konusunda kendi aralarında anlaşamıyor. Bir gelenek onu dosdoğru hazine, kıymet ve kişideki gerçek değer sayıyor; öteki parıltıya dikkat çekiyor ve altını şeyin kendisi değil yüzeyi olarak alıyor.
Madenin hangi biçimde göründüğü de yoruma giriyor. Takı, üzerinde taşınan ve başkasına görünen bir kıymet; külçe ya da sikke, saklanan ve gösterilmeyen bir kıymet. Diş, madalya veya çerçeve gibi başka bir şeyin üstünü kaplayan altın ise geleneğin en çok parıltı uyarısı yaptığı yer. Aynı maden, üç ayrı soru.
Bu maden yazılı tarihin büyük kısmında değerin ölçüsü oldu ve rüyada bu kadar iyi çalışmasının sebebi tam olarak bu: neyin yerine geçtiğini herkes uykuya dalmadan önce biliyor. Ortak anlam, uyuyan zihin için kullanışlı bir kısaltma, bir sözlük içinse güvenilmez malzeme; çünkü göründüğü anda kişinin zenginlik, aile ve yeterince şeye sahip görünmek hakkında düşündüğü ne varsa peşinden sürükleniyor.
Bu maddeyi çoğundan fazla kişisel geçmiş belirliyor. Kuyumcu için altın malzemedir. Bir zamanlar yüzüğünü rehin bırakmış biri için kötü geçen bir aydır. Çeyizine altın konan biriyle hiç altını olmamış biri için ise bambaşka iki şeydir. Maden aynı, rüya değil. Bir de nasıl ele geçtiği var: hediye edilen, kazanılan, bulunan ve satın alınan altın eski kitaplarda ayrı başlıklar altında geçiyor, çünkü hepsinde kıymetle kurulan bağ başka. Bu ayrımı hatırlamak, hazır bir anlam aramaktan genelde daha çok iş görüyor.


