Kayda geçmiş neredeyse her rüya geleneğinde çıkan ve hep iki şeyi birden taşıyan bir imge: bir imkân ve o imkânın ne kadar kolay kırıldığı.
Yumurta kadar çok gelenekte aynı biçimde geçen imge azdır, aynı ölçüde iki yüzlü olan da. Neredeyse her yerde henüz olacağı şeye dönüşmemiş bir şeyin karşılığı sayılır, aynı cümlede de o şeyin ne kadar kolay kırıldığının. Bu ikisi birbirinin alternatifi değil; eski okumaların çoğu ikisini birden tutar ve hangisinin konuştuğunu kabuğun hali belirler.
Tek bir yumurtayla yuva dolusu yumurta ayrı ayrı ele alınır. Sayılar bu imgede başka çoğu imgede olmadığı kadar önemli ve insanlar sık sık kaç tane olduğunu net hatırlayarak uyanır. Bir yuva dolusu, hem birikimle hem de her şeyi tek yere yığmanın riskiyle anılır; aynı fikir bütün yumurtaları aynı sepete koymamak sözünde yaşamaya devam ediyor. Yumurta bulmak apayrı bir motif: birkaç Avrupa derlemesinde, kazanılan bir şeyden çok zaten orada duran değerli bir şeye rastlamak diye geçer. Türkçede yumurtanın kapıya dayanması da bu imgeyi aciliyetle birlikte hatırlatan bir kalıp.
Yumurta rüyalarının epeyce bir kısmı basbayağı mutfakta geçer ve gün içinde eline aldığın şeylerle ilgili rüyaların genel kümesine girer. Tavuk besleyen, fırında çalışan ya da bir bayram sabahına hazırlık yapan biri için hiçbir sözlüğün iyileştiremeyeceği kadar açık bir kaynak var. Şuna da değinmek gerek: bu imgenin doğurganlıkla eşleştirilmesi halk anlatılarında sık ama evrensel olmaktan çok uzak ve konuyu kendisi açmamış bir insana yapıştırılmamalı.
Sorulmaya değer soru kabuğun neyi simgelediği değil, rüyada neyin ortada olduğu. Onu dikkatle taşıyorduysan yorum büyük ihtimalle özenle ve riskle ilgilidir; kahvaltıysa hiçbir şeyle ilgili olmayabilir. Yumurtanın senin gözünde neyi temsil ettiği de buradaki bütün okumalardan önce geliyor.


