Saat rüyada zamanın yerine geçer; duran, kırılan ya da hiç okunamayan saat de zamanın nasıl hissedildiğine dair eski bir okuma taşır.
Sabaha erken alarm kurup gece boyunca saate baktığını gören çok insan var. Teslim tarihi yaklaşan, vardiyalı çalışan ya da bir uçağa yetişmesi gereken biri için bu rüya neredeyse standart. Bu ihtimali eledikten sonra geriye eski ve yalın bir okuma kalıyor: saat zamanın kendisinin yerine geçer, rüyada saat görmek de zamanın geçtiğinin, ölçüldüğünün ya da çoktan harcandığının farkında olmak diye yorumlanır.
Varyantlar birbirinden hayli farklı yönlere çekiyor. Durmuş bir saat, ilerlemeyen bir hayat dilimi sayılır. Kırık saat, programa duyulan güvenin çatlaması. Saati kaybetmek ipin ucunu kaçırmak diye okunur ve rüyanın ajandanın fazla dolu olduğu haftalarda çıkması bununla uyuşuyor. Hediye edilen saat, başkasının sana zaman ayırması sayılır. Miras kalan saat ise eski sahibi senin için ne ifade ediyorsa onu taşır; bunu hiçbir liste sana söyleyemez.
Az eşya saat kadar anlam biriktirir. İlk saatin, emeklilikte verilen saat, çekmecede duran bir yakınının saati. Bunlar rüyaya çoktan yüklenmiş halde gelir ve eşyaya yapışmış kişisel tarih, zaman ölçmeye dair söylenebilecek her genel yorumun önüne geçer. Saati tanıdıysan kimin olduğundan başla.
Bu rüyadan neredeyse herkesin aktardığı ayrıntı, saatin bir türlü net bir cevap vermemesi. Dönen akrep yelkovan, ikinci bakışta değişmiş rakamlar, üzerinde hiç sayı olmayan bir kadran. Rüyada yazı ve rakam okumak çoğu insanda kararsızdır; bilinçli rüya görenlerin bir kısmı uykuda olup olmadığını anlamak için tam da kadrana bakıyor. Yani okunmayan saat kişiye özel bir şifre değil, uykunun genel bir huyu.
Buradan çıkan pratik sonuç şu: kadranın verdiği rakamı yorumun merkezine koyma. İnsanlar sabah uyandığında o rakamı çoğu zaman yanlış hatırlıyor zaten. Aklında daha net kalan şey genelde saatin hali oluyor, yani kırık mı, elinde mi, birinin bileğinde mi. Yorum geleneği de tam bu ayrıntılar üzerine kurulmuş.
Kol saatiyle duvar saati de aynı torbada değil. Bileğe takılan saat kişinin kendi temposuna bağlanır, duvarda ya da meydanda asılı olan ise dışarıdan dayatılan takvime. İkisinin aynı rüyada birbirine uymayan iki farklı vakit göstermesi sık anlatılan bir sahne ve alışıldık okuma, kişinin kendi hızıyla çevresinin beklediği hız arasındaki açıklık. Kum saati ve takvim de aynı ailede sayılır; hangisi çıkarsa çıksın mesele ölçmenin kendisi oluyor, ölçülen rakam değil.


