İki okuma yan yana duruyor: sessizce biriken sabırlı emek ve tek tek önemsiz olduğu halde insanı yoran küçük rahatsızlıklar. Hangisi olduğunu his belirliyor.
Karınca rüyası en çok yaz aylarında anlatılıyor ve neredeyse hiç tek bir karıncayla değil. İnsanlar bir kol, duvarda oynayan bir leke, yerden geçen bir hat tarif ediyor. Gelenek de böceğin kendisini değil bu çokluğu okuyor: karınca bir yanda küçük ama sürekli emek, öbür yanda küçük ama sürekli tedirginlik sayılıyor. Yorumcunun hangisine uzanacağı, onları çalışırken mi izlediğine yoksa üstünde mi hissettiğine bağlı.
Eski Avrupa derlemeleri karınca yuvasını sabırlı çalışmanın ve tutumluluğun örneği sayıyor; bunu görmek uzun zamandır, kimsenin alkışlamadığı bir yerde sessizce biriken iş diye okunuyor. Türkçedeki karınca kararınca sözü de aynı yere bakıyor: küçük ama düzenli. Geleneğin öbür yarısı çok daha az hoş. Ekmeğe, yatağa, kıyafete giren karıncalar üst üste binen sıkıntılara bağlanıyor; tek başına hiçbiri ciddi değil, hepsi birden yorucu. Kanatlı karıncaların bir anda ortaya çıktığı hal de ayrıca anlatılıyor ve beklenmedik bir kalabalıklaşmaya bağlanıyor.
Bu maddede tek bir hayvan neredeyse hiç anlatılmıyor ve gelenek asıl ağırlığı buraya veriyor. Karınca küçük olduğu için değil, çok olduğu için sembol sayılıyor; tek başına hiçbir şey taşıyamayan bir canlının topluca bir evi kaldırabilmesi, hem emek okumasını hem tedirginlik okumasını aynı anda besliyor. Rüyada sayının artması, azalması ya da bir noktadan sonra sayılamaz hale gelmesi de anlatanların üstünde en çok durduğu ayrıntılardan.
Böcek rüyaları böcek karşılaşmalarının peşinden geliyor. Mutfağa karınca düşen bir yaz, kaldırım taşı kaldırılan bir öğle, yatmadan önce kaşınan bir ısırık: hiçbiri sembol taşımadan bu resmi kafaya yerleştiriyor. Uykudaki ten duyusu da burada çok iş görüyor; yorgan kenarı ya da başıboş bir saç teli, sen kontrol edecek kadar uyanmadan bir sürüye dönüşebiliyor. Bir de böceğin sende zaten ne çağrıştırdığı var: bütün mevsim onları izleyen bir bahçıvanla evinin duvarında yuva çıkmış biri aynı hayvanı görmüyor; aynı sıra birinde beceri, ötekinde yavaş bir felaket okunuyor.


