Durmuş su; imge de bu yüzden yerinde tutulan şeyler için okunuyor, ki bu kimine güvenlik, kimine sıkışıp kalmak gibi geliyor.
Bu maddeye yatak odasından başlamak gerekiyor, çünkü buz düzenli olarak fiziksel bir sebebi olan imgelerden. Soğuk bir oda, tekmelenip atılmış bir yorgan ya da kışın ortasında açık kalmış bir pencere soğuğu uykuya sokuyor, zihin de o duyumun etrafına bir sahne kuruyor. Bu pay ayrıldıktan sonra geriye geleneksel okuma kalıyor ve o okuma durgunlukla ilgili: buz akmayı bırakmış su, resim de hayatında yerinde tutulan bir şey sayılıyor. Kimine bu güvenlik gibi geliyor, kimine ayağın donup kalması gibi.
Duygu sözlüğünün yarısı sıcaklıktan ödünç. İnsan bir fikirden soğuyor, birine buz gibi davranıyor, tanımadığı birine ısınıyor. Rüya bu deyimleri olduğu gibi alıyor; sessizliğe oturmuş bir dargınlığın gece donmuş bir göl olarak çıkmasının sebebi bu. Yorum da hava durumunu değil, dilin kendisini izliyor. Yorumcuların ilk sorduğu şeylerden biri de manzaranın soğuk mu, yoksa sadece hareketsiz mi hissettirdiği.
Buzun sesi ve görüntüsü de ayrı ayrı anlatılıyor. Ayak altında çatlayan buz genelde tedirginlikle anılıyor; camdaki buz deseni ya da sarkan saçaklar ise uzaktan güzel bulunan, seyredilen bir soğuklukla. Fark yorumda da duruyor, çünkü içine girilen soğuk ile bakılan soğuk aynı yere yazılmıyor.
Donmuş göl üstünde yürüyerek büyümüş biriyle duran suyun donduğunu hiç görmemiş biri aslında aynı maddeyi görmüyor. Birincisi için buz, kuralları olan ve her kış sınanan bir yüzey. İkincisi için ekranda görülmüş uzak bir tehlike. Sıcak bir iklimde büyüyen biri içinse buz, doğadan çok buzdolabıyla ilgili bir madde. Herhangi bir yorum sıraya girmeden önce tonu senin kendi tecrüben belirliyor.


