Nöbetleşen birler ve üçler; bir şeye başlamakla onu sesli söylemek arasındaki gidiş geliş diye okunur, en çok da yarım kalmış yaratıcı işler için.
On üç, İngilizce konuşulan dünyada uzun zamandır kötü bir ün taşır: otellerde o kat numarası atlanır, uçaklarda o koltuk sırası yoktur, ayın on üçü kaçınılacak bir gün gibi anılır. 1313 bunların hiçbirini devralmıyor. Numeroloji on üçü hiçbir zaman uğursuz saymadı ve okuma doğrudan rakamlardan yürüyor: girişim, benlik ve yön için 1; ifade, iletişim ve büyüme için 3. İkişer kez ve nöbetleşe gelince ikili, bu iki dürtünün birbiriyle konuşması olarak anlaşılıyor; pratikte de bu çoğu zaman başlanmış ama bitirilmemiş yaratıcı bir iş demek.
On üçe yapışan tedirginlik kültürel. Halk anlatıları ve dini hikâyeler üzerinden geldi, sayının tamamına yapıştı ve bu okumaların çıktığı sistemde hiçbir karşılığı yok. Numeroloji on üçü parçalarını toplayarak indirgiyor; bir artı üç dört ediyor, yani temellerin ve sabırlı emeğin rakamı. Bu hesaba göre on üç, elimizdeki en ayağı yere basan sayılardan biri; ününün neredeyse tersi.
Dolayısıyla birlerle üçlerle dolu bir ekran burada uğursuzluk sayılmıyor. Sayı başka yerlerde ne huzursuzluk yaratıyorsa yaratsın, bu okumaya taşınan hiçbir tarafı yok.
İkilinin ilginç yanı, rakamların birbirinden biraz farklı yönlere çekmesi. 1 başlama isteği: tekil, ileriye dönük, seyirciyle pek işi olmayan bir şey. 3 ise onu sesli söyleme isteği: dışa dönük, sosyal, karşısında alacak birini gerektiren. Bunlar sırayla dizilince yaratıcı işin gerçekten sahip olduğu ritim ortaya çıkıyor; kendi başına bir başlangıç, arkasından onun herkese açık hâli, sonra yeni bir başlangıç.
Yaratıcı iş derken yalnızca resim ya da müzik kastedilmiyor. Yazılmayı bekleyen bir mesaj, kafada kurulmuş ama kimseye anlatılmamış bir iş fikri, yarısı sökülüp öylece bırakılmış bir oda da aynı ritmi taşıyor. Ortada bir başlangıç ve o başlangıcın hâlâ dile gelmemiş bir tarafı varsa aynı okuma oraya da taşınıyor.
Böyle okunduğunda dizi yetenek hakkında hiçbir şey söylemiyor, elindeki işin bir yere varıp varmayacağı hakkında da. Konu döngünün kendisi. Arka arkaya gelen birler ve üçler, bu gidiş gelişin ya rahatça döndüğünün ya da iki ucundan birinde takıldığının resmi sayılıyor.
İkisi örtüşüyor ama birbirinin yerine geçmiyor. 333, ifade rakamının üç kez söylenmiş hâli; yaratıcılık sonuna kadar açık ve karşı tarafta tutan bir şey yok. 1313 ise 1'i baştan sona oyunda tutuyor, dolayısıyla ağırlık söylemeye olduğu kadar başlamaya da düşüyor. Sıra, bir iş kimseye gösterme aşamasında değil daha en başında takılıyken karşına çıkıyorsa asıl işi yapan kısım birler.
Ayrımı yapmak da zor değil. Elindeki şey bitmiş ama hâlâ ortalıkta yoksa üçler, hiç başlamamışsa birler öne geçiyor.
Bu dizi en çok, var olan ama ortaya çıkmamış işlerin çevresinde kullanılıyor. Taslaklar, kayıtlar, bir gün açacağım denip duran klasör. Bağ doğrudan rakamlardan geliyor. Arkasında üçü olmayan bir 1, başlanıp kimseye söylenmemiş bir şeyi anlatıyor; altında biri olmayan bir 3 ise ardında yeni hiçbir şey bulunmayan bir yığın konuşmayı.
Takılmanın iki hâli birbirine hiç benzemiyor. Biri sessizlik: klasör duruyor, kimse bilmiyor, gösterme fikri her seferinde erteleniyor. Öteki gürültü: iş sürekli anlatılıyor, planı yapılıyor, sohbeti ediliyor ama üstüne yeni bir satır eklenmiyor. Nöbetleşen yapı bu ikisini aynı resmin iki ucu gibi gösterdiği için elde kalıyor.
İkisi de kusur sayılmıyor. Okuma azarlamak için değil teşhis için düşünülmüş ve tek sorduğu şu: kendi döngünün hangi ucu son zamanlarda sessizleşti? Bunun üzerine bir şey yapmaya değip değmeyeceğini dört rakam söyleyemez ve gelenek bunu itiraf etme konusunda genelde dürüst.
Yirmi dört saatlik saatte 13:13 her gün bir kez, hiç şaşmadan geliyor. Şekil de yardım ediyor; yinelenen bir ikili, birbiriyle ilgisiz dört rakamdan çok daha kolay çarpıyor göze. Üstüne on üçün zaten taşıdığı kültürel yükü ekle: pek çok insan melek sayısı lafını duymadan çok önce o sayıyı yarı yarıya kollar hâldeydi. Görülme sayısı böyle kabarıyor.
Sıradan dikkat bu görülmelerin çoğunu rahatça açıklıyor ve bunu bilerek okumayı sürdürmek çelişki sayılmıyor. Sayıyı fark eden kişi çoğu zaman zaten aklının bir köşesinde duran bir işi hatırlıyor; hatırlatıcının hangi yoldan geldiği de hatırlanan şeyin ağırlığını değiştirmiyor.


